28 Aralık 2011 Çarşamba

Ahmet Hamdi sen ne yaptın?


NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim

26 Aralık 2011 Pazartesi

Nasıl öleceğimi düşünmedim değil.

Üniversite yıllarında, arkadaşların aklına ne geliyorsa yazdığı bir defterim vardı. Deniz uzun öyküler yazardı mesela bu deftere. Yıllar sonra bile okurken zevk alıyorum ve düşünüyorum üstüne. Yıllar sonra böyle bir defteri baştan sona okumak çok ilginç. Yazanların büyük bir çoğunluğuyla artık görüşmüyoruz. Oysa ki o zamanlar en sevdiklerim olmuşlar, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemiş, bir gün görüşmeme düşüncesi aklımın ucundan bile geçmemiş. Şimdi bu durumu bilerek eskiye bakmak da pek üzmüyor. Netice de akacak kanın damarda durmadığını herkes biliyor.

Artık pek görüşmediğim bir arkadaşım da 1999 depremi sonrası bir yazı yazmış. Ben de o sıralar kişisel depremimi yaşadığım için o esnada bu yazıyla pek de ilgilenememişim. Ama yıllar sonra tekrar okuyunca o defterdeki en anlamlı şeylerden biriymiş gibi geldi. Yazı şöyle başlıyor; '' Sen ne zaman değil de nasıl öleceğini hiç merak ettin mi, Gül'' Sonra bana depremde bir adamın yardım edin diye çırpınarak nasıl öldüğünü anlatıyor ayrıntılıca. Her bir paragraf sonrasında da aynı soruyu tekrarlıyor. Tabii işin içine bu tekrarları sokmak yazıyı klişeleştiriyor, ama klişe de bazen nasıl da insanın canına okuyor, işte bu tekrarlarda da öyle bir okuyuş mevcut. Bu arkadaşla uzun aralıklarla buluştuğumuzda ve geyiğin dışına çıktığımızda yine bu konulara giriyoruz. Çoğu kez de çatışıyoruz. Yine de bir mühendisten çıkan bu yazıyı gerçekten beğeniyorum. Duygusala bağlamış mühendisleri severim.

Bu hafta sonu da Semus ve Uygar'la kendi ölümümüzden konuştuk. Sen öldüğünde hiçbir şey değişmiycek davası. Mesela ben yazın ölmeyi pek istemiyorum. Ben toprağa verilirken illa ki birileri de denizde yüzüyor olucak. Ya da denizden yeni çıkıp hemen soğuk duşunu almış, evden çıkarken hazırladığı sepetinden elini uzatıp mis gibi şeftalisini üzümünü alıcak. Her lokmada da benim üzerime bir kürek toprak. Neden deniz diye sorabilirsiniz? Ben de sordum kendime. Aklıma şu geldi; Onbir eylül olayları olurken arkadaşlarla deniz kenarında hoş beş edip, meyve yediğimizi hatırlıyorum. Hemen dönüşte de olanları öğrenince, ağzımın tadı bozulmuş ve hemen bu kimine göre tuhaf fikre kapılmıştım. Hafta sonu bunu konuşurken, arkadaşlar ''Merak etme, senin cenzande denizde olayız herhalde ''dediler. Konuşmanın en hafifletici ve gülümsetici detayıydı.

Nasıl öleceğim konusuna gelince, evet nasıl öleceğimi düşünüyorum artık çok da bunaltmadan kendimi. Yoksa şu iki günlük dünya da zehir olacak.

25 Aralık 2011 Pazar

20 Aralık 2011 Salı

11 Aralık 2011 Pazar

Deli saçması rüya

Rüyamda bebek emziriyordum. Ne alakaysa? Bir de şöyle hesaplar yapıyorum kendimce; uçakta da ağlarsa emziririm ağlamaz. Mememden de deli gibi süt geliyor ama acaba kesilir mi derdindeyim. Deli saçması rüya görmek benim işim.