12 Eylül 2016 Pazartesi

Otuzlu yaşlarımdan itibaren en iyi anlaştığım, arkadaşlık ettiğim insan 50li yaşlarını sürdürmekte kadınlar olmaya başladı. Bu tabii nasıl başladı? Türkçe derslere vermeye başladıktan sonra. Benim güzel ellili yaşlı kadın arkadaşlarım hayattan yemesi gereken sille tokatı yemiş, alacaklarını almış, çocuğu varsa büyütmüş salmış, kocayı ya şutlamış ya da sallamış, az yargılayan, bir şey anlattığınızda bir sonraki adımını adım gibi biliyorum ama sen şu yoldan git canım diyerek gülümseyen, tavsiye veren ve sizi bol sevgi şefkatla sarıveren insanlar. Linda'nın hikayesini anlatmıştım sanırım önceki yazılarımda. Onunla yazıştığım birkaç maili de ne olur ne olmaz burada kaybolmaz diye not almak istiyorum bu sayfalara. Çünkü buraya ne yazdığımı unutuyorum ben. Çok uzun zaman sonra dönüp de eski yazılarıma bakınca havalara uçuyorum not almış olduğum için. İlkbahar'ın başında da İsveçli arkadaşım Marie'yle bir İsveç film festivaline gitmeye karar verdik. Marie de ellilerini bitirmiş bir kadın. İsveçli  ilk Marie'yi tanıyorum; kendine özgüvenli, farklı ülkeler görmüş yaşamış, göz göze geldiği öksüz bir çocuğu bakımhanede bırakmaya kıyamamış annelik yapmış bir insan. Ne kadar doğru çıkarımlar yapıyorum bilinmez ama Marie'nin de dediği gibi İsveç'te ortalama bir insan olmak ve kendini de buna hazırlamak bir öncelik. O kadar bilgisine görgüsüne ve insanlığına karşın Marie'de biz Türklerin iki şey biliyoruz diye girdiği o triplerin hiç birini görmüyorum. Sanki bizim kültürde öğrenilen her şey ve edinilen her bir beceri birer kibir olarak da ruhlarımıza ekleniyor. Neyse, film festivalinde kalmıştık. O gün Marie bana bir mesaj attı. Hastaneye yatmak zorunda olduğunu, stent takılacağını bildirdi. Sonrasında da İsveç'te ciğerlerinde tümör olduğunu öğrendiğini ve tedaviye başlayacağını söyledi. Üzüldüm pek tabii. İsveç'te gördüğüm kadarıyla bu işler yavaş da ilerliyor. Türkiye'de vücüdunda bir tümör çıktığında en geç bir hafta sonra ameliyat oluyorsun. Kadının amerliyat olması neredeyse iki ayını buldu. Marie ameliyat oldu ve bilin bakalım ne oldu? Marie'nin kesinlikle tümör olarak görülen ve tedavisi belirlenen şeyi kıkırdak çıktı. Ciğerinde kıkırdak vardı(herkesin vardı) ama onunkini tümör sanmışlardı. Kadının yaşadığı ferahlamayı anlatamam. Ben çok basit haliyle buna yapılan iyiliğin karşına çıkması derim. Böyle demek hayatı belki çok hafife almak gibi gelir bilirim ama bu çıkarımdan da kendimi alamam. Marie de bir şekilde bunu benim ettiğim duaların kabulü olarak gördü. İlginç. Şimdi her şey yolunda ve giderse ve bir terslik çıkmazsa görüşücez ve ben arkadaşımla sohbet edip,Türkiye hakkındaki gözlemlerini uzun uzun zevkle dinliycem.

7 yorum:

  1. Ne büyük bir sınav vermiş.. Belki de bizde bu tip şeylerin çok hızlı olup bitmesi, tam olarak farkına varamamamıza ve bir ders alamamamıza neden oluyor. O nedenle belki kibirimiz artıyor "öğrendiğimizi" sandıklarımızla. Ama aslında öğrenmek,sadece o işin eğitimini almak, o işte deneyim kazanmak değil işte.. Farkına varmak..

    YanıtlaSil
  2. Ceren, yorumun için teşekkürler. Sonradan yazımı okuduğumda anlamakta zorlandım. Birbiri içine girmiş cümleler, devrik anlatımlar... çok özensiz yazmışım. Dediklerinde haklısın... Ben uçaktan indiğimde de benzer hisler içinde oluyorum; fakedememek. Türk toplumunun kibir sorununu çözmek için tüm bilim insanlarını buraya çağırıyorum.

    YanıtlaSil
  3. Bilim insanı değil de, 40ında deneyimli biri olarak geldim ehrekhrkerher

    Kibir ve bilmişlik iyi bir tespit olmuş. Hakikaten öyleyiz..
    Hmmm

    YanıtlaSil
  4. İnsan bir de bu kibirliliğin ve bilmişliğin etkisi altına giriyor. Mesela milletçe İlber Ortaylı'yı ne yapsa tolere ediyoruz. Adam bazen karşısındakinin bilmemesine ya da eksik bilmesine kızdığında 'cahiller''dediğinde herkes buna gülüyor. Benim gücüme gidiyor. Aslında senin de müdürün yabancı galiba. Birlikte çalıştığım yabancı müdürlerden de bahsedicem bir gün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Kendisi tam bir Dingiliz.

      Sil
  5. daha bu öğlen yemek yaparken etrafımda ne çok 40+ kadın arkadaş olduğunu düşünmüştüm ki akşamına yazına denk geldim. hem yaşını başını almış kadınların dostluğunu hem de marie'nin başına gelenleri ne güzel anlatmışsın gül'cüm. insanımız kendini bi şey sanıyor ama en azından tıbbi süreçlerimiz daha hızlı ilerliyor diye teselli buldum ben :) kibir sorunu da temelde bir görgü sorunu olabilir mi acaba yaa? eğitimden ve gelir düzeyinden tamamen bağımsız olarak. çünkü bizde ilber dilber'i beğenmez, dilber eltisine üstünlük taslar, elti kaynanadan ayar yer...

    YanıtlaSil
  6. Görgü sorununu da bir türlü çözemiyorum. Mesela çok iyi eğitim almış, yediği önünde yemediği arkasında bir insan da bu kadar çok kibire bulanmış oluyor. Acaba cevapların yine çıkmaza girdiği anda o meşhur cevap mı verilmeli bu soruya da? Sorun sevgi sevgi....:)

    YanıtlaSil