21 Ocak 2023 Cumartesi

 Şükür kavuşturana! 15 tatil geldi. Dün gerçekten öğrencilerin yaptığı hadsizliklere katlanmak için tırnaklarımla elimi oymaya başlamıştım. Bu satırları yirmi sene önce gencecik bir öğretmenken, öğretmenliğin şahaneliğini üzerine blog yazan bir öğretmen dile getiriyor. Artık çoğu zaman insanların evde zaptedemediği çocuğunu ben okulda zaptediyorum gibi hissediyorum. Elbette şahane öğrencilerim daha fazla. Bu saydığım oran nispeten daha düşüktür ama çok sinir bozucudur.

Haftalardır hastayım ,iyileşemiyorum. Bu tatilde inşallah en büyük hedefim iyileşebilmek, rahatça nefes alabilmek ve keyfime bakmak. Sabahın erken saatlerinde dışarı çıkmak ya da çıkmamak. Evi ne kadar özlediğimi ve keyif aldığımı farkediyorum son zamanlarda.


Güzel kitaplarım var elimde. Onları yavaşça okumak istiyorum. Didiek Freud var hatta podcasti de var Açık Radyo’da. Podcast dinlemeyi de seviyorum ama benim için görmek de çok önemli. Freud hakkında bu kadar net yazılmış, ya da konuşulmuş da diyebiliriz bir içerik hiç görmemiştim.Genel fikrim , meseleyi kavramış ,özümsemiş insanlar çok karışık şeyleri bile inanılmaz bir netlikte anlatabiliyorlar. Serol Teber de ilginç bir kişilik. Kitabı okurken , dur bakayım nerelerdeymiş dedim. Ölmüş. İntihar olmasından da şüpheleniliyormuş. Böylesi erken kayıba üzüldüm. Tarihe de baktım aklımın bir karış havada olduğu zamanlar. Gel gör ki bir noktada iyi ki de karşılaşmışım kitaplarıyla.


Orhan Pamuk’u da severim. Onun da resimli günlüğünü aldım yavaş yavaş okuyorum. Bugün kahve içesim yok. Zaten tek içtiğim de Türk kahvesi. Dışarıda 40 lira olmuş.Kötü bir kahve içince aşırı adabım bozuluyor. Cezve kahvesine de bayılıyorum ayrıca. Bugün böyle. Tatlı bir gün. Kar da yağsa keşke.

19 Ocak 2023 Perşembe

Flört

Geçenlerde hiç uyuyamadan okula gittim. Böyle günleri sevmiyorum. Normalde iş yerine şakacı, gülümser, soru yanıtlayan bir insan olduğumdan bu durgun halim göze batıyor. Gelen geçenin neyin var, nooldu sorularına maruz kalıyorum. Bu sorulardan bıkmış otururken karşımda bir sinema oynamaya başladı. Ellerimi yüzüme koymuştum, arada ufak parmaklarımdan dünyayı görebildiğim bir aralık bıraktım. Okulda artık 60 larının başında biri kadın biri erkek iki öğretmen kah kahk kih kih gülüyor, eğleniyorlar. Aralarındaki flört enerjisi oradan bana doğru zonk zonk geliyor. Hemen parmaklarımı yüzümden alarak, etrafa baktım. Acaba benden başka farkeden var mı diye. Yooo. Herkes kendi halinde. Allah affetsin başladım dikize. İlkel bir dedikodu dürtüsüyle değil ama böyle bir şeye gereksinimim var. Ben yaşamasam da çevremde böylesine güzellikler, imkansızlıklar içinde açan güller görmek istiyorum. A kişisi erkek öğretmen bu dönemin başında karısını kaybetti. Kalp krizinden. Çok üzüldü herkes. Adam kendini toparlayamadı. Adam bana sorarsanız hödük biraz ama ellerini kadın öğretmenin saçında kibarca gezdirmeyi biliyor. Ya da aynı kadın öğretmen yere kalemini düşürünce almayı. B kişisi kadın. Öğretmen hep ama hep bir şeylerden şikayet eder. Son zamanlarda o kadar değil. Ağız ağıza konuşurlarken ve diyaloğun normal akışında erkeğin elleri saçında gezerken kahkahalar atıyor. Bu memnuniyeti de nerede görsem tanırım. Kahkahalar göğe yükselirken yine herkes kendi havasında. Acaba bu iki insandan bunu beklemedikleri, yaşlı buldukları için mi? Malum okul genç yuvası. 42 yaşındaki beni bile yaşlı bulup hayatım bitmiş muamelesi çekiyorlar. Kendi dünyamdan çıkıp on dakika onları merakla izledikten sonra aldı beni bir gülme. Hem çok mutluyum bu iki insanın çok keyifli vakit geçirmelerinden, bir yandan da sinsice kendime bir umut ışığı yakıyorum. Ölmedik candan umut kesilmez. Neden olmasın? Yaradan ol demiş olmuş. Daha da çoğaltılabilir. Bu gülme krizime tüm oda dönü baktı, nooldu dediler neşeyle. Bu ikisi yine kendi dünyalarında. Sanki bunlar serap da bi ben görüyorum. Tüm ilgi bende. Sonra da işte zil çaldı hepimiz derslere koştuk.