12 Kasım 2019 Salı

Hoşuma giden kokular

1- Çilek reçeli kokusu. Yemeyi sevmiyorum ama kokusu bir sıcaklık veriyor içime. Sanki birazdan kapı çalacak da eve taze süt gelecek gibi. Annem pencereyi açacak , küçük bir cam kaba koyduğu  reçelini  göstererek dayısının kızına seslenecek ' Dayım kızı Ayşe, reçelim nasıl olmuş'' diyecek . Şimdi bunu aile olmanın verdiği anlık bir mutluluk diye yorumluyorum, o zamanki halimle de büyük ihtimalle rutinin verdiği huzurdu.Çocuklar severmiş düzeni, rutini ve en çok ihtiyaçları olan da buymuş meğer. Gerçi hala çok seviyorum rutinimi. Şu bloğun değişmeyen çehresinden bile belli. Gerçi artık üşengeçlikten...

2- Taze ev baklavası kokusu... Annemin ev tatlısı açan yengesinin imalathane gibi kullandığı genişçe bir apartmanın elma ağaçlı ve tavuklu bahçesine bakan en arka odası. İçindeki her eşya sanki bin yıllık. Yani bu bahsettim yıllar 90 lar olduğuna göre o zaman bile o his. Hiç değişmemişler. Yerde bir oklava ve tatlı açma masası. Bunun özel bir adı olmalı. Açılan tatlılar fırında piştikten sonra bu odanın bir köşesinde beklemeye bırakılıyor. Şerbetleri dökülmek üzere... Çok et yiyen bir ahalisi vardı evin. Mutfağı işkembe ya da haşlama kokulu hatırlıyorum mesela.İşte bu kasap kokulu evin bu minik hünerli odası adeta Charlie'nin çikolata fabrikası, bayram yeri, sakinleştirici bir antidepresan... O odaya girince 15'sem 10 olasım gelirdi. Baklavanın da meğer kafa yapan bir kokusu varmış. Bunu sadece ben anlayabilirim galiba. Başka biri varsa ses versin.

9 Kasım 2019 Cumartesi

Seninki de dert mi?

Bazı yazıları kardeşim bu da dert mi yani diyerekten okuyorum. Bunun da çok küstah bir hareket olduğunun farkındayım. Herkes yaşadığını bilir; ama yine de öyle demekten kendimi alamıyorum. Zaten artık utanma belasına mıdır nedir bu satırları da yazanlar bunu bazen aralarda söylüyorlar. Besbelli kıskanıyor da olabilirim. Evet kıskanıyorum her işi yolundayken kendi kendine dert yaratanları. Yazma çabam kendimi anlamaya yönelik. Benim sıksan on kelimeden oluşan blogumdan da bir medet umduğum yok. En iyi ben yazarım diye serilmedim yola ama o kendinden büyük çıkarımlar, satır aralarından fışkıran ben aslında ne kadar da mükemmelim yorumlarda aksini yazarsanız çok öfkelenerimler cidden basıyor bazen.

8 Ekim 2019 Salı

Korkmayalım

 Üç senedir okuttuğum bir kız öğrencim var. Bu sene derslerine girmiyorum; ama kızın akıllı ve kendini çok güzel ifade ettiğini söyleyebilirim. Heyecanlanmadan tane tane özenli kelimeler seçerek ifade eder kendini. 11 yaşındaki bu özene , bahsettiği şey doğru olmasa bile, saygı duyar hayranlıkla dinlersin. Bu sene derslerine girmiyorum. Geçen hafta okul koridorunda gördüm,kapanmış. Şaşırdım, üzüldüm; ama bir şey demedim. Kapanmasına karşı duyduğum üzülme hissi ulusalcı ya da chpli teyze tepkisi gibi zannedilmesin;öyle değil. 13 yaşın böyle bir karar için erken olduğunu düşünüyorum. İnsanın beden algısı gelişmemiş oluyor. Hele de kadınsanız. Regl olmak, memelerin büyümesi,hormanlar... Her şey fazlasıyla kafa karıştırıcı. Dışarıda hareketli bir hayat var. Yaşamasan da instagram,facebook bombardımanı. Yani karışık bir kafayı vücudunda taşıyorsun genç bir ergen olarak. Neyse bu hafta baktım kafasını açmış. Elbette çok sevindim. Gittim hemen yanına. Bir kenarda konuştuk. Ne olduğunu sormama bile gerek kalmadan açıldı. Öğretmenim açıldım, yapamadım, alışamadım dedi. Ailen mi zorladı ne oldu dedim. Ailem zorlamadı, ama korktum. Korktuğum için de kapanmak istedim. Daha fazla soru sormadım. Zaten zor bir konu. Korkma! diyebildim. Kafadan ''iyi bir insan yeterli sanırım'' demek çok üstten ve kibirli bir ifade olacak gibime geldi. Hatta bir şey söylemekte de zorlandım. Korkma bile zor çıktı ağzımdan ama rahatlatıcı bir şey demek istedim bir yerleri kırmadan. Ben korkma deyince sarıldı, ben de ona sarıldım. Ayrıldık.


Bana da öğrencimin cesaretine, gücüne ve şahane karakterine hayran olmak kaldı.



6 Ekim 2019 Pazar

Akıllı karısı olan erkekler...

Yeni bir öğrencim var; İrlandalı, Türkçe öğretiyorum. İyi anlaşıyoruz. Akıllı ve nazik bir insan. Bana pozisyonunu hiç açıklamadı. Ben de yüksek pozisyonlu olduğunu tahmin ettiğim için internetten araştırma işine girmedim. Ne zamandır da böyle. İlk başlarda nerede okumuş hangi pozisyonda çalışıyor diye bakıyordum öğrencilerime. Şimdi aşağı yukarı hepsi benzer işlerde diye bakmıyorum.

Bugün öğrencim konuşma arasında dünyadaki en iyi üniversitelerden birinden mezun olduğunu açıkladı.Bunun üzerine ben de pozisyonuna bakayım dedim. Şaşırdım. Neye şaşırdım? Adama bakıp bu yönetici olamaz yeaa, Türkler bunu hayatta dinlemez fazla kibar bu orta düzey bir çalışandır demiştim. Çünkü adam fazlasıyla düzgün fazlasıyla nazikti.

Aslında yukarıda adamla ilgili birözet geçmek istedim. Tanıdığım üst düzey kibirli Türk patronlarla adamı hemen bir kıyasa girdim. Devamında da şöyle bir diyalog gelişti. Bugün bana dedi ki çocuklarımız akıllı, annelerine çekmişler. Bunu daha önceden de demişti. Görüceksin karım çok akıllıdır.Benden daha kısa sürede öğrenir her şeyi. Bu arada karısı da aynı yerden mezun  ama çalışmıyor. Adamın çalıştığı yerlerde birlikte yaşıyorlar. Öğrencimin bunu tekrar söylemesi o kadar hoşuma gitti ki... İçtenliği çok açıktı. Teşekkür ederim, umudumu yeşerttin dedim. Boş bir şekilde suratıma baktı. What do you mean ? dedi. Yani dedim  erkeklerin egodan patladığı , doğu mu batı mı belli olamayan bu ülkede karına hakkını teslim etmen ve samimi bir şekilde bunu ifade etmen umudumu yeşertti . Kim bilir belki Türkiye'de de karşılaşacağız senin familyadan insanlarla dedim. Adam bastığı kahkahayı. Büyük ihtimalle ben nasıl bir deliyle karşı karşıyayım acaba diyerek.

Ben oldukça düşük profilli bir devlet okulunda çalışıyorum. Müdür yardımcısından erkek öğretmenine kadar buram buram üstünlük taslayan erkek öğretmenler var okulumda. Kadına gerçekten ikinci snıf bakan (ezbere söylemiyorum) ve tek bir işe el uzatmayıp yapılan işleri küçümseyen. Hal böyle olunca böyle tatlı sözler söyleyen hakkını teslim eden karısına iyi davranan adamlara belki çok saçma ama hayranlık duyuyorum. Gerçekten de umudum yeşeriyor.

11 Ağustos 2019 Pazar

Sınırlı ilişki

İkili ilişkilerde, sadece sevgili değil arkadaşlık ilişkisinde de, acaba diyorum sevmekten önce sevilmeye mi çalışıyoruz  da o sebeple bu kadar çok dırdır ediyoruz. Bence öyle. Ve bu sağlıksız ilişkilerin de temelini oluşturuyor. Çok yorucu bir kere. Yeter ki karşımdaki o insan bizi sevsin,  arkadaş olsun. O sevsin de ben onun beni ne kadar kırdığını söylemem, kırılmıyormuş gibi yaparım. Sonra da ortaya dağ gibi ''ben onu bu kadar seviyorum da o bana niye böyle davranıyor?'' probleminiz çıkar. Hayır siz onu sevmiyorsunuz. Önceliğiniz sevilmek. Ama hali hazırdaki halinizle sevileceğinize olan inancınız da sıfır. O kişinin sandığı kişi olarak sevileceğinize inanıyor, onun fikirlerinizi üstünüze giyiniyor, her dediğini onaylıyor ve bir gün dalga dalga üstünüze gelecek sizi mahvedecek sinir harbinizi de hazırlıyorsunuz. Haliyle başka bir kişiye de büründüğünüz için siz diye bir şey ortada yok.Kafası karışmış ikili bir delilik içindesiniz.  Kendi özgün karakterinizle hayal kırıklığına uğruyor ve size haksızlık yapıldığını düşünüyor, bir açıklama istiyorsunuz. ama hakkınız yok. Kimseye göstermediniz ki bu karakterinizi? Siz sevmeye ne kadar açıksınız? Bir sorun kendinize ben bu insanı seviyorum diye. Kendini ne kadar az gösterirsen o kadar azseviyorsun karşındakini de. Kimse suçlu değil ama illa da ben bir tane bulucam diyorsanız uzaklarda aramayın. Suç sizde

Burdaki sizlerin hepsi tabii ki ben; ama yazı öyle gelişti.

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Nil takipte ama kimi?

Nil Karaibrahimgil uzun zamandır kafamı kurcalayan bir mevzu. Şarkı sözlerini hatta bazı şarkılarını seviyorum. Bazı yazılarını da çok beğenerek okuduğum oldu. Instagramı keşiflerle dolu, her gün yeni yaşam öğretileri. Hepsini kabul ediyorum. Ama cebinde paran yokken, ayın 15’i gelene kadar tüm maaşını harcadıysan(giderlerinden ötürü), ödemen gereken faturaların seni bekliyorsa hala hayatı nasıl tüm kuvvetinle kucaklayabilirsin? Evet yaşam hakkında itici bir güce hepimizin ihtiyacı var ama karnın açsa tüm bu öğretileri alıp da nasıl hayatına uygulayabilirsin?

Hiçbir politik duruş yok. Hiçbir aktivizm yok. Kimi destekler bilmiyoruz. Eşi Akp’yi destekliyor onu biliyoruz. Hiç çatışmıyorlar mı mesela? Bunu bilmiyoruz. Dünya değişiyor. Nil Karaibrahimgil de bunu hep vurguluyor ve genç kızlara ‘biz de varız, burdayız’’ mesajları veriyor ama kızların en çok ihtiyaç duyduğu şey aktivizm değil mi? Kuru kuru bir ‘Kız gibi yap’’mottosuyla bu işler bu kadar basit mi? En yakın arkadaşı Elif Şafak Londra'da, bu konuda tek bir yorumu yok. Etliye sütlüye kesinlikle dokunmak yok. Oysa ki bu da abartılıp parlatılacak bir mesele en özünden. Tüm bunlar bana yüzeysel geliyor. Belki de anlayamıyorum cidden. Çünkü instagramına bakıyorum tek bir tane biraz da güncelden bahset diyen yok. Yeteneğine sözüm yok ama haksızlıklara ses çıkaran  azıcık da olsa risk alıp her şeye rağmen çoğunluk tarafından sevilmemeyi göze alabilen bir sanatçı genç kızlara daha iyi bir örnek değil mi?  Çünkü bazen çevren yoksa bazen de cebinde paran hiçbir şeyi abartıp parlatamıyorsun. İşte parlatan da birkaç tane. 

30 Temmuz 2019 Salı

Beş dakika

Ömrüm boyunca benim için bir dersi konuyu çalışma ona tek bir seferde bol zaman ayırmakla eş değer. Şunun gibi,  İtalyanca öğreniyorsam en azından bir iki saatimi ona ayırıp başından hiç kalmadan çalışmak. Başarıyı da hep bunun getirdiğine inandım. Belki de yanıldım. Çünkü çalıştığım insanlara bakıyorum. Asla yeni öğrendikleri Türkçe'yi çalışırken yirmi dakikalarını ayıracak zamanları yok. Belki gün içinde toplam yarım saat beşer dakika ayırarak bakabilirler. Öyle de yapıyorlar ve altı ay içinde temel düzeyde öğreniyorlar dili.

Bunun en yakın örneğini yine bir öğrencimde gözlemleyince ben de denemeye karar verdim. Adam altı ayın sonunda o beş dakikalık çalışmalarla temel düzeyde kendini ifade etmeye başladı. Yaş 57. O arada bulduğu beş dakikalık Türkçe saatine adam altın muamelesi yapıyor ve de hiç kaçırmıyor. Benim hayatıma sosyal medyanın da etkisiyle bol bol beş dakikam var ama asla kendimi hazır hissedip de verebileceğim 1 saatim yok. Bir de ama o şeyin üstünde 1 saat durmazsam öğrenmem algım da var. Neyse şimdi bulduğum o beş dakikalarda ben hemen bir testin başındayım. Bir soru, iki soru artık neyse çözüyorum. Hiçbir şey yapmamaktan iyidir.