14 Ekim 2021 Perşembe

 Okuldan geliyorum ve uzun uzun duvarlara bakıyorum. Bir buçuk senedir fiziksel olarak okula gitmeyince beni ne kadar yorduğunu da unutmuşum. Online hiçbir şey çocuklar için devam ettirilemez bana kalırsa. Ekran karşısında iletişime güç katan her şey yok oluyor;çocuklar için. Yüz yüze daha çarpıcı, eli yüzü gözü farklı hareket ediyor, ayak sallıyor bambaşka bir şey demek istiyor. Öğrendi mi öğrenmedi mi kendine güvensiz mi hissediyor, kıskanıyor mu arkadaşını, rekabet mi ediyor? Bunların hiç biri anlaşılmıyor ekrandan.Çocuklar bana yahep ya hiçci olmamayı öğretiyor. Minik minik öğrendikleri her şey ortaokul eğitimleri sonunda bir yere kavuşuyor, büyük bir şey oluyor amma lakin tamamlanmış mı elbette hayır; zaten tamamlanma ne kadar mümkün olabilir? Onları izledikçe her şeyin bir anda olmayacağı,yavaş yavaş, bazen adımsız bazen 10 adım…Kendi potansiyelini farkedemeyen öğrenciyi itiyorum bazen. Ben görüyorum hadi sen de gör diye. Olmuyor, hazır değilse imkansız bunu görmesi.Korkular içinde oluyor. Zaten çalışsam da ne olacak ki diyor…İkna etmek imkansız. Kaygı içinde izliyor etrafı, acaba yetkin olmadı belli olursa ne yaparım diye.Oysa ki tam da olması gerektiği yerde olması gerektiği durumda. Ya da gereklilikleri öylece kenara bırakalım, tek kelimeyle şahane!


Hayatın güzelliği artık farkediyorum minik minik şeylerde. Kimseden alkış beklememek, bu küçük şeyleri gerçekten sevdiğim için yapmakta. Alkış bekleyen ama alamayan her şey koca bir hayal kırıklığı oluyor. Hayatın anlamını bulmuş sevgi pıtırcığı değilim ama şu kadarcığı da biliyorum artık. Kendi içimde minik minik övgü beklemeden ilerlemek mutlu olmak istiyorum. Güneşli öylesine bir gün. Mükemmel hissediyor da değilim .Dünyaya da mutlu olmak için gelmiyoruz.

3 Eylül 2021 Cuma

Güle güle bir olmak

 Nasıl bir yaz geçti başımdan , başımızdan? Kötü haberlerin sonu gelmedi. Şu ana kadar hep korunduğumu hissedersim tüm kötülüklerden, bu yaz bu güçlü ve içi sükunet dolu hissim kayboluverdi.Ne yapalım! Sevdiklerimle arama mesafe koyduğum bir yaz oldu. Artık sevmediğimden ya da daha az sevdiğimden değil. Aklım bol bol karıştı, bir uykuya daldım bir uykudan uyandım.Kendimi aynı yerde buldukça delirdim. Ne kadar çok insan tanıdığıma şaşırıp, herkesin bir derdi olduğuna da kanaat getirip bastım gaza. Tanıdığım biri öldü. Çok üzüldüm. Belki hayatımda bir kere gördüğüm biri ama güzel yaşamak için çırpınan biriydi ve hayata hep gülümserdi. Cidden böyle insanlar da varmış dedirtti. Genç öldü. Hayatı seven insanların ölümü bana daha da bir koyuyo. Acaba diyorum bunlar hayatı bizden daha çok sevdiklerinden bizim iki katımız gibi mi yaşamış oluyorlar? Vallahi şu saçma mantıkları da buraya yazmaya utanmıyorum. Bir kız var yine böyle blog yazıyo. Bik bik sürekli şikayet. Öyle bir fenalık getiriyor. Oradan kendime geleyim, işte o kızın bir benzeri ben:) İlk önce ona indirekt olarak da kendime gıcık oluyorum.


Neyse, bu yaz Çıralı’ya gittik. Şahane bir deniz. Sabah 8’de attık kendimizi denize. Bir sabah 7’degün doğumuna  da denk geldik. Güzel güzel gün doğumunu izleyenler, pıtır pıtır sessizce kano binmeye gidenler. Güzelce izledim doğumu sonra Olimpos’a doğru yürümeye başladım. Yolda köpekler balık tutanlar tatlı bir sessizlik şahane.

Müziği, denizi, antika fincanları, lambaları, yazmayı,kitapları,anamı,babamı,bazı arkadaşlarımı, güzel havayı ve gülen insanları seviyorum. Gülmek ne güzel bir şey. Kesinlikle daha çok gülmel,i ve gülümsemeliyim.


5 Nisan 2021 Pazartesi

Memelere özgürlük

 Büyük memelerim var. Memelerim büyük. Bunları böyle bağır bağıra söylemek yazmak ve barışmak ne zor şey. Daha ergenliğe bile girmeden henüz memelerim büyüme emaresi göstermezken bile aklım çıkardı büyük memeli kadın olmaktan. Mahallede ‘koca memeli Fatma’ vardı mesela. Kadın usulca lakabını kabul etmiş görünüyordu. Kadından bahsederken herkesin yüzünde müstehzi bir gülümse belirir, sanki koca memeli olmadıkları için şükrederler haksız bir gurur duyarlardı. İlkokul 4. Sınıfta memelerimde bir acı hissetmeye başladım. Yanlıştı galiba. Bu kadar erken olmamalıydı. Büyümek istemiyordum. Kendimi o zamana kadar küçük bir kız gibi değil de erkeklerin tüm yaptıklarını yapabilen cinsiyetsiz bir insan olarak görüyordum. Erkekler gibi serserilik yapmak o zaman adlandıramadığım ama şimdi besbelli özgürlük olan o şeyi istiyordum. Memelerim hafif hafif kabarmaya başladı, kızlar kendi aralarında konuşurken utanıyor, hayır benimkiler büyümedi diyor ama onlarınkinin de ne kadar acıdığını duyuyordum. Erken regl olan kızlar arkadaşlarına bunu sır olarak veriyordu. Bu sır bir şekilde gevşek ağızlı birinin ağızında düşmüşse büyük bir hayretle yayılıyor, en son sır sahibinin kulağına giderek kızın sırasında ağlamasıyla bitiyordu. Meme, regl felaketimdi. Arkadaşlarım bu sırlarını benle paylaştıklarında nasıl saklayacağımı bilemiyor bu sırrın altında eziliyordum. Abartma demeyin, benim büyümem böyleydi.

Zaman geçtikçe, memen büyüyünce sokağa çıkamazsın yazılı kurallarını da anlayınca bu halimle barışmayı denedim ,olmuyordu. Aynada bakamıyor dokunamıyordum.

Ben barışamadıkça çevremdekilerden daha çabuk büyüyor artık yelekle kolla kendisini saklamak zorlaşıyordu. Çok çok utanıyordum. O dönem büyük memeli olma derdinde olan kızlar da vardı ama ben öyle değildim.

Bir gün bir dergide bir arkadaşımın annesi dergiye baktığımızı görünce, büyük memeli kadını gösterip, sizinkiler de öyle olursa görürsünüz, çok da bakmayın dedi.

Sonra orta 3 ün başında regl oldum. Yine inanamadım. Paylaşamadım. Annemden gördüğüm kadarıyla başımın çaresine bakmaya başladım. Çok ağır geliyordu tüm bu değişimler. Memem önüne geçemediğim şekilde büyüyordu. İşte ben de koca memeli olmuştum. Korktuğum başıma gelmişti. Kendisinden önce sarkacağı haberi geldi. Annem o kadar habersizdi ki tüm bu içimdeki kargaşadan, bir sutyen almayı akıl edemedi. Kendime sutyen dikmeye karar verdim, beceremedim.

Lise hazırlığa geçmiştim. O yaz annem herhalde regl oldun galiba diyerek bir paket orkid koydu dolabıma. Bu kadar!Oysa regl olalı bir yıl olmuştu. Rahatladım. Benim için bir pasaporttu sanki bu. Tamam geç, orkid alma hakkını elinde bulundurabilirsin.

Sonra çevremdeki kız arkadaşlarım ne güzel memelerin var, sarkık değil dedikçe şaşırdım. Meme nasıl güzel olabilirdi, bana göre saklanmalıydı.O yaz bikinileri rafa kaldırıp uzun bir mayo giyme sürecine evrildim. Lisede beni hep formayla görmeye alışkın Türkçe öğretmeni, dışarıda serbest kıyafetle görünce gözlerinin mememe dikmiş ,ooooooo bu ne güzellik deyip elleriyle memelerini kavrama işareti yaptığında memelerimi erkeklerden özellikle de onlardan saklamam gerektiğini farkettim. Bu daha sonra sıra halinde erkek sınıf arkadaşlarımdan, çalışma arkadaşlarımdan gelince memelerime fora diyemedim.


40 yaşındayım. Memelerimi seviyorum nice alıp vermeler, terapiler sonucu. Aslında memelerimi değil elbette kadınlığımı sevmek istiyorum. Bu kadar nefret yetmez mi?

8 Şubat 2021 Pazartesi

Hayat, kadere inat , seni sil baştan yaşayacağım.

Çok huzurlu bir sabaha uyanmadım.Oysa ki sabahleyin Michael mesaj atmış ve neşeyle ‘Halil İnalcık’ın Türkçe Osmanlı tarihini bitirdim’’ yazmış. Benim ekranda defalarca görüp güldüğüm kitabı. Ne zaman insan kendini birisiyle kıyaslamış da o bünyeye bahar gelmiş? Bana da gelemedi. Bu adam hayatın bu hay huyu içinde nasıl bitirir  bu Türkçe kitabı,dedim? Bir taraftan da bu soruları sormamak için kendisine zor tuttum kendimi. Heyecanını paylaştım ve tebrik ettim. Ama ben sık sık yaşadığım küçük depresif hallerim içinde gidip gelirken, onun Türkçeyi yalayıp yutmasını kaldıramadım.

Belki iyi oldu. Benim için bir farkındalık oldu. Yazdım mı bilmiyorum burada, unutmak da istemediğimden paylaşayım. Memleketime gelmek için İstanbul’dan uçak bileti bakmaya başlamıştım. Uçakla seyahati çok sevmiyorum. Tam benim gibi bir kontrol freake göre bir davranış. Neyse, en sonunda dedim ki ben önlerden, 8 numaralı koltuğu alayım. Hem sallanmaz, hem kapıya yakın. Kolayca inerim. Neyse yolculuk günü geldi çattı.Bindim uçağa. Yerimde 25 yaşlarında genç bir erkek oturuyor. Pardon dedim, koltuğuma oturmuşsunuz. Affedersiniz yavşakça gülerek, yoo bu benim koltuğum dedi. O kadar da emin ki kendinden . Biletinizi görebilir miyim? Diye sordum. Şaka yaptım yaaa, di,yerek bir önceki sırıtışına kaldığı yerden devam ederek yandaki koltuğa geçti. Yerime geçtim, dışarı bakıyorum. Hostesin sesiyle irkildim. ‘Beyefendi lütfen maskenizi takın’diyor yanımdakine. Birkaç defa daha dedikten sonra, lütfen içeri gelin hakkınızda işlem yapılacak dediler. Yolculuğun yaklaşık 25.dakikasında oluyor tüm bunlar. Ben de sinir olarak hostese dedim ki ‘Lütfen beni de başka bir koltuğa oturtur musunuz? Anne babamı ziyarete gidiyorum’’ Tabii, dedi hostes. Ve beni aldı uçağın en arka koltuğuna götürdü:) Yaaa!!!! Ben önde gideyim, 20 tl daha verip 8 numarayı alayım da inerken kıçım yere daha az şiddette vursun derken, kendimi en arkada ve bir başıma otururken buldum. Bana, daha doğrusu anlayana iyi bir cevap geldi yaradandan. 

Her şey olacağına varıyor, her ne kadar zaman zaman beni öfkelendiren bir ifade de olsa yine kendini doğruladı ve ışıl ışıl gösterdi. Her şeyi kadere bırakalım demiyorum ama bana çoğu şey yaptırmayan düşün düşün yoktur işin’in de vardığı noktayı net bir şekilde gördüm.

Michael’dan gelecek cevabı da bekliyorum. Büyük ihtimal güler ve der ki ama sen çok çalışıyorsun, bu kadar okuyamaman istediklerini yapamaman normal. 

Uçak hikayesini de tam bitirmiş olayım. Hostes yanıma gelip dedi ki hanımefendi sizi de görgü şahidi yazabilir miyiz? Tabii dedim, bastım imzayı geçtim.

1 Aralık 2020 Salı

 Hasta ve ölü sayısı arttıkça dışarı çıkmayı bıraktım. Özellikle yoğun bakım yataklarının azalması ben de büyük bir kaygıya neden oldu. Belki benim gibi her şeyi kontrol etmeye çalışan kontrol freakler için kendilerini düzeltmesi için bir fırsat bile olabilir bu dönem. Kontrol edemezsin! Geçmek bilmeyen geniz akıntım için KBB doktoru bir de endoskopi yaptır demişti yazın. Akıntı azıtınca güvendiğim bir Gastroenterolog’da soluğu aldım. Doktor dedi ki bence tamamen psikolojik ama size bırakıyorum. Covid 19’un riskleri bile gözüme gözükmeden tamam dedim. Bir gün sonra yanıma kimseyi almadan gittim. Hemşireler hazırladı falan derken çıktım, midemde hiçbir problem olmadığı iyice belli oldu.Bu arada çıktıktan sonra  uyuşturmak için verdikleri ilaçtan mıdır nedir sanki her hücremden mutluluk akıyordu:) Doktor geldi ve şu fenomen cümleyi kurdu; ‘Allta bir şey yok, yukarıyı halletmen lazım’’ O anda büyük bir ciddiyetle doktoru dinledim ama sonra alt derken? Yukarısı memelerim olabilir mi? Bu çok faydalı bilgileri yanıma alıp merakla benden haber bekleyen insanlara ‘Yukarıyı halletmem gerekiyormuş’’dedim. Arkadaşlar arasında yeni bir mavra nedeni çıktı, sevdik,güldük.



28 Kasım 2020 Cumartesi

Bir başkadır bu Kezbanlar

 Bambaşka bir şey üzerine yazacaktım aslında; Bir Başkadır dizisi üzerine. Toplu bir değerlendirme kendimce . Herkesin bir karakterin elinden tutup ilerlediğini görüyorum çünkü. Kimi yoksul başörtülü karakterle, kimi Peri ile. Yani çok genel yorumlar yapılsa da bir tarafla daha çok özdeşleştiriyor. İlginç ben de oturunca dizinin Issız Adamı hakkında yazmak istedim. Hangimiz düşmedik bu çukura bilmiyorum. Tamam belki dizideki gibi yüzümüze bakıp bu akşam kalıcak mısın demediler ama başka başka birbirinden vasat davranışlarla karşılaştık. Kadınların Türkiye’de cinsellik özgürlükleri bu Kezban adamların gözünde maalesef bedava seks anlamına geldi ama bu hizmeti vermeyene de Kezban kadın demeyi uygun gördüler. Seksi hizmet olarak görmek benim değil bu grubun hissiyatı. Ben paylaşmak olarak görürüm. Tabii kadın güzellemesi de yapamıycam. Bu tür insan hayatına girince de insanın durum kendini uzun bir terapiden geçirmesi gerekiyor. Dizideki adamın da annesiyle o leş ilişkisini görmek kalbimi yumuşatamadı. Sadece bir tiksinti yarattı. Ağladığı sahnede bile öyle bencil geldi ki...

26 Ekim 2020 Pazartesi

Tülay German

 Eskiden, özellikle ergenken, günün kirini pasını yazarak atardım üstümden. Yazdıkça harikalar yarattığıma da inanırdım. Yıllar sonra dönüp baktığımda özümün orada durduğunu ama sayfalarca aynı şeyi yazma kararlılığındana ya da obsesifliğinden   mi demelivim kurtulduğuma seviniyorum. Buraya gelip hep dersli şeyler yazıyorum. Özüm bu, lisede de İngilizceden 100 aldığımda değil de atıyorum Cevriye arkamda konuştuğunda geli yazmışım. Bu uyduruk keder öldürür insanı saçmalığından.



Arkadaşım okuduğu kitapları takasa çıkarmış hangisini istediğimi sorduğunda kitapları tek tek elime alıp, bazılarının arkasını bile okumadan rastgele açıp bana göre olup olmadıklarına karar verdim. Zor olanları hızlıca elerken Ebru dedi ki 'Bu kitabı okumanı çok isterim' Kitap Tülay Germen'in otobiyografisi.Kitabın adı Düşmemiş bir uçağın otobiyografisi. Caz severim ama daha evvelden Tülay Germen dinlememiştim. Facebook'u aktif kullanırken fan grubunu görmüş, kim olduğunu merak etmiş ama çok da üstüne düşmemiştim. Tülay Germen şahane bir insan. Daha doğrusu benim hayatta olmak istediğim bir tür; cesur çok cesur. Cumhuriyet döneminin varlıklı sayılabilecek ailelerinden birinin kızı. Çok iyi bir eğitim alıyor. Bir noktada bu eğitimi annesi gibi eğitimli ev kadını olarak yetiştirilmek üzere aldığını farkettiğinde en büyük tutkusu müziğin peşinden tüm engellere rağmen koşuyor. O dönem bir genç kadın evliliğe karşı, toplumun tüm kurallarına karşı cesurca duruyor. Ne zor! O dönemin iyi ailelerinden birinin oğlu olan oyun yazarı Erdem Buri ile tanışıyorlar ve Paris2e gidiyorlar. Bu arada Erdem Buri Hamdullah Suphi ve Suat Derviş'in yeğeni. Hatta kitapta en sevdiğim bilgi Moda'daki evinde - zamanın entelijans ortamlarının aktığı evi, Yaşar Kemaller, Aziz Nesinler, kimi ararsan- Paul Desmond'a 5/4 ritmini öğretiyor ve ünlü Take five bunun üzerine çıkıyor.


Gencecik Tülay, solcu lafı gediğine koyan genç kadın Erdem Buri'yle izahı zor şahane bir aşk yaşıyorlar. Erdem, Erdem'in evi dosstları Tülay'ın üniversitesi oluyor. Tembellik ettim hala son 20 sayfayı okuyamadım. Son bölümünü okuyamadım.Benim gibi oto biyografi sevenler kanar gibi okur diye düşünüyorum.Öneririm.