22 Mayıs 2022 Pazar

Linda

 Linda’nın noel partisi ne şahaneydi. Bahariye’deki kilisenin karşısındaki apartmanın ikinci katında oturuyorlardı. Apartman inanılmaz soğuk ortam sıcacıktı. Yani şimdi buradan baktığımda öyle hissediyorum. O zamanlar daha utangaç yabani yıllarım pek tabii. Linda şahane bir arkadaştı. Ben otuzlarımın başında o ellilerinin sonundaydı. Çok pek çok gülerdik. Şimdi de hakkında yazıyor olmamın nedeni o partide yaşayıp sonra ağız dolusu güldüğümüz bir takım hadiselerin aklıma gelmesi. Aklıma geldi ve elimde bu anılarla kalakaldım, çünkü bunlar sadece Linda’nın anlayacağı,onunla gülünebilecek anılar.Otak bir humor anlayışı. Linda maalesef yok. Önceki postlarda yazmış olmalıyım, kaybettik. Türkiye’den ayrılıp dünyanın bir ucuna gitmişti.Haritada yerini bulmayı bırak adını bile kestiremiyorum ama çok uzakta olduğunu biliyorum. Hala oradaymış gibi gelmiyor bana. Çünkü çok uzun içli mailler yazardı bana. Bazen çok sıkıldığımda da açıp okurum. Linda bir gün işe giderken çok yaşlı bir teyze penceresini açmış sabahleyin sokağı süpüren çöpçüye seslenip ekmek aldırmış. Demişti ki her şey 1 dakika içinde oldu ve bunu kimse garipsemedi. Ne yapar ne eder mutlaka dönerim yine Türkiye’ye. Yaşlılığımda ekmek aldıracak birini bulma ihtimalini kaçırmam.

Partide bir adamla konuşmaya başladım Türk. Birden soğuk terler dökmeye, kekelemeye başladı.Allahım dedim bu adamın meselesi nedir. Meğer kendinden yaşça epeyce büyük İngiliz manitası çok kıskançmış adam beni susturamayınca şekilden şekile girmiş. Linda’ya bunun taklidini yapardım ve Linda  kadını ve adamı çok iyi tanıdığı için bana ufo gören masum köylü muamelesi yapar gülmekten kıpkırmızı olurdu. 

Linda’yla tanıştığım için şanslı görüyorum kendimi. 30 larımın başında anlattığın her şeyi meğer o kadar da süper anlayamıyormuşum Linda, sorry! Şimdi ara ara aklıme geliyor her şey tık tık yerine oturuyor. İyi ki ama iyi ki bu dünyadan geçtin ,

15 Ocak 2022 Cumartesi

Yaptığın şeye inanmak

 Uzun zamandır hayata güçlü bir şekilde bağlandığım zamanları, o zaman yaptığım şeyleri düşünüyorum. Bu zamanlar her zaman mutlu olduğum anlar değil; içinde mutsuzluktan kırıldıklarımın sayısı daha fazladır; ama o an elimde ilgilendiğim ne varsa o kadar çok inanıyormuşum ki… Sıkıntımın örtüsü olmuş benim sıkıntılı durumlardan çıkmamı sağlamış ya da ışığım olmuş. Yapmakta olduğum şeyden emin olduğumu hissediyorum. Benim hayattaki en sevdiğim dönemim lise hazırlıkta İngilizce öğrenmeye başladığım zaman olmuştur. Hem bu kadar severek hem de doğru yaptığıma inanarak yaptığım çok az şeyden biri. Çok özel anlar. İnsan kendini çok güçlü hissediyor. Her ne kadar yorucu olsa da okulda öğrencilerimle yaptığım projeler için de söyleyebilirim bunu. Ya da öğretmenliğe ilk başladığımda öğretmek için gösterdiğim azim. Belki şunda hata yapıyorum; bir şeyi yapmadan önce aşırı düşünüyorum ve içten içe-o anda adını böyle vermesem de- buna inanmıyorum diyorum. Oysa ki bazen kapı kapıyı açar , ha açmayabilir de…Yabancılara Türkçe öğretmeye de böyle başlamıştım;istekli, yaptığım şeye inanarak ve yolumda hiç yalpalamadan.İhtiyacım olan da bu sanıyorum, her zaman ve bence hepimizin.

9 Ocak 2022 Pazar

 Haftayı Jay Jay Johanson’la bitiriyorum, ellerimde yazılı kağıtlarıyla. Neyse ki okulun bitmesine 2 hafta kaldı. Son iki sene korkularla, sosyal medyayla internetle geçtiği için tanıdık şeylere dönmekte zorlanıyorum. Nerede ip koptu biliyorum aslında. Pandemiden önce çok üzücü bir dönem geçirip kimseye tam anlatamayıp, ciddi ciddi hastalanıp ardından pandemiye girdim. Çok zordu. Şimdi uyanıyorum. Okumayı, film izlemeyi unutmuşum, onlar da yerine geri geliyor. Korkularımın hayatımı bu kadar yönetmesine ayrı şaşıyorum. Ekonomi,k kriz çok fena. Yabancı öğrenciler anlatıyor bana neler oluyor. Diyorlar ki bazen bak adresimiz bu, ne olur ne olmaz. Not et bunu bir yere. Başına bir iş gelirse çekinmeden çal kapıyı. Yani sevinemiyorum bu tekliflere. Kalbim kırılıyor. Bugün biri diyor ki Türk paranı harca, ihtiyaçlarını stokla, haftaya 2 katına çıkacak herşey. Öff sen nereden biliyorsun acaba? Neyse, stok yapma gibi bir niyetim yok. ,İyimserliğimi koruyorum. Gülümsüyorum bol bol. Bunu da elimizden alırlarsa ne kalıyor geriye, bilmiyorum. Bazen diyorum ki fake it until you make it!



2 Ocak 2022 Pazar

Madds Mikkelsen

 Normalde yakışıklı erkek sevmiyorum, tutulamıyorum yani. Mutlaka bir kusuru olması lazım. Kusurlu güzelliğin, çirkin cazibesinin hastasıyım; son zamanlarda , son zaman dediysem bir 15 gündür falan Madds Mikkelsen ezberimi bozdu. Bugün bir gençlik filmini de izledim. Adama yıllar resmen cömert davranmış, güzelliğine güzellik katmış. Şimdi düşününce de tam emin olamadım beni bu kadar çeken güzelliği mi yoksa bu Nordic filmlerdeki sessiz, sakin, sabırlı duruşu mu? İzlediğim üç filminde de hadi adlarını da vereyim, Onur Savaşı, Druk, Open Hearts, bizdeki ya da diğer hiçbir kültürdeki gibi cayır cayır bir kavha, ajitasyon, gözyaşı yok. Üç filmin de konusunu ortaya karışık yapmam gerekirse aldatma,ihanet, boşanma,hayat heyecanını kaybetme





,iftira var.Olaylar hızlıca seyrederken kahramanlar özellikle de Madds Mikkelsen’in  oynadığı karakter olayları analiz ediyor, sakin kalıyor, kendine bir öz saygısı var. Sadece o da değil. Bir aldatma varsa yerinde sakince konuşulup sonlara doğru biraz alevlense de insanı parça parça eden bir harbe dönüşmüyor ve en önemlisi duyguyu alıyorsunuz. Bu üç filmi de tavsiye ediyorum. Adam da böyle insanı rahat hissettiren bir taraf var.


İki sene evvel Danimarka’yı ziyaret etme şansım oldu. İnsanlar sakin , sessiz. Danimarkalı öğretmen arkadaş demişti ki burada yatarken kapılarımızı bile kilitlemeyiz. Evini gezdirmişti, dağınık sayılabilecek bir evdi ve şöyle dedi ‘Valla ben böyleyim. Birileri geliyor diye evi toplama telaşına giremem’’ Çok sevmiştim bu sözü. Ben ev dağınıkken insan çağramıyorum eve. Neyse Madds’ciğimin fotosunu ekleyip tüyeyim

11 Aralık 2021 Cumartesi

 Son zamanlarda daha az zarar görmek için daha çok sessiz kalmam gerekiyor gibi hissediyorum. Hakkımın yenildiğini hissettiğim anda öfkeli bir aslana dönüyorum. Gözüm hiçbir şey görmüyor, öfkem dinmiyor, bu nasıl olabilir ki diyorum? Netice? Çok nadiren işleri geriye döndürebiliyorum, düzeltiyorum. Üstüne üstlük, haklıyken haksız olup insanların antipatisini de kazanıyorum. O kadar sustum ki artık susamayacağım gibi hissediyorum. Elbette buradaki yanlışı ben de görüyorum ama tutamıyorum. Okulda da buna benzer bir şey oldu. Hakkımı gaspeden insanlarla yüzleşemedim, yüzleşmeyi reddettiler. Benimle birlikte haksızlığa uğrayan arkadaşım da bozuldu ama kabullendi durumu. Sadece ‘Allah’a havale ediyorum’ dedi ve onun için burada bitti olaylar. Benim için bitmedi, içim durulmadı.Sonra arkama baktığımda, insanların benden ciddi manada korktuğunu farkettim.Sadece bir yüzleşme istemiştim aslında. Konuştum konuştum cevap alamadım bence böylece biraz da delirdim:) Neyse, geldiğim noktada biraz daha yazmalı, kendimi böylece iyileştirmeliyim. Belli ki ‘Allah’a emanet ‘ bana yeterli gelmiyor.

30 Kasım 2021 Salı

Sevgi Soysal aşkına

Bir arkadaşımın önerisiyle Sevgi Soysal’ın ‘Yeni Şehirde bir Öğle Vakti’ni okudum. Yıllar evvel Tante Rosa’yı okumuştum, pek sevmemiştim;meğer yaşım yetmezmiş anlamaya.Yeni Şehir’de Öğle Vakti’ni okurken yazarın karakterleri anlatması, sammiyeti, kurguyla yaratılamayacak detayları ince ince işlemesi beni hemen hikayenin içine çekti. Sevgi Soysal’ın bu karakterleri avucunun içi gibi tanıdığını, hatta bu karakterlerden birinin de kendisi olduğunu düşünüyorum. Sonra başka bir yazarın Sevgi Soysal biyografisini buldum. Kana kana okumaya başladım. Sevgi Soysal’ın da benim gibi hikaye peşinde koşması, cesareti(bu bende yok) ve istemediği şeyleri bırakma cesareti içimi ısıttı. Çapkın bir kadın. Bırakmaya, sevmeye cesareti var.Şimdi de 12 Mart hakkındaki ‘Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ anı kitabını okumaya başladım. Yıllardır 12 Mart’ı daha dip bucak okumak ister ama öğrendiklerim beni çok üzer, sıkar bitiremezdim.Sevgi Soysal, bu kitapta kendi başından geçenleri, insanların hikayelerini,işkenceleri,insanlık onurunun nasıl yerle bir edildiğini yoğun samimi bir dille anlatıyor. Sevgi sosyal çıtı pıtı, yarı Alman, tatlı bir kadın.40 yaşında meme kanserinden ölmüş. Kızının bir söyleşisini dinledim, annesi öldüğünde henüz bir yaşındaymış. Sevgi Soysal, kanser tedavisi için Londra’ya gitmiş. Kızı diyor ki yürümeyi, sokaklarda gezmeyi çok severmiş annem. Londra’da da hastalığına ve bizden ayrı kalmasına rağmen yazdığı şeylerden ses kayıtlarından ne kadar mutlu olduğunu ve rahatlamış olduğunu anladık. Sevgi Soysal hikayeci avcılığı nedeniyle kendimi en yakın bulduğum kadın yazar. Aşklarını başka zaman yazarım.

14 Ekim 2021 Perşembe

 Okuldan geliyorum ve uzun uzun duvarlara bakıyorum. Bir buçuk senedir fiziksel olarak okula gitmeyince beni ne kadar yorduğunu da unutmuşum. Online hiçbir şey çocuklar için devam ettirilemez bana kalırsa. Ekran karşısında iletişime güç katan her şey yok oluyor;çocuklar için. Yüz yüze daha çarpıcı, eli yüzü gözü farklı hareket ediyor, ayak sallıyor bambaşka bir şey demek istiyor. Öğrendi mi öğrenmedi mi kendine güvensiz mi hissediyor, kıskanıyor mu arkadaşını, rekabet mi ediyor? Bunların hiç biri anlaşılmıyor ekrandan.Çocuklar bana yahep ya hiçci olmamayı öğretiyor. Minik minik öğrendikleri her şey ortaokul eğitimleri sonunda bir yere kavuşuyor, büyük bir şey oluyor amma lakin tamamlanmış mı elbette hayır; zaten tamamlanma ne kadar mümkün olabilir? Onları izledikçe her şeyin bir anda olmayacağı,yavaş yavaş, bazen adımsız bazen 10 adım…Kendi potansiyelini farkedemeyen öğrenciyi itiyorum bazen. Ben görüyorum hadi sen de gör diye. Olmuyor, hazır değilse imkansız bunu görmesi.Korkular içinde oluyor. Zaten çalışsam da ne olacak ki diyor…İkna etmek imkansız. Kaygı içinde izliyor etrafı, acaba yetkin olmadı belli olursa ne yaparım diye.Oysa ki tam da olması gerektiği yerde olması gerektiği durumda. Ya da gereklilikleri öylece kenara bırakalım, tek kelimeyle şahane!


Hayatın güzelliği artık farkediyorum minik minik şeylerde. Kimseden alkış beklememek, bu küçük şeyleri gerçekten sevdiğim için yapmakta. Alkış bekleyen ama alamayan her şey koca bir hayal kırıklığı oluyor. Hayatın anlamını bulmuş sevgi pıtırcığı değilim ama şu kadarcığı da biliyorum artık. Kendi içimde minik minik övgü beklemeden ilerlemek mutlu olmak istiyorum. Güneşli öylesine bir gün. Mükemmel hissediyor da değilim .Dünyaya da mutlu olmak için gelmiyoruz.