6 Nisan 2012 Cuma
17 Mart 2012 Cumartesi
Moda geçici insanlık kalıcıdır.
İnsan korkunç bir kabustan uyanınca eski ayarlarına kolay kolay dönemiyor. Hatta sormadan da edemiyor, tüm bunlar bilinçaltımda ne arıyor diye. Bu aralar Jung, kolektif bilinçaltı derken rüyalarım keşmekeş oldu. Bir Norveç'teyim bir Newyork'ta. Neyse, bu başlık da yine bir rüya üretimi. Uyanırken mırıldanıyordum. Brrrr
11 Mart 2012 Pazar
Salinger'la ilk tanışmamız üniversite yıllarına denk geliyor. Titrek bacanak ve Gönülçelen'li yıllara yetişemedim. Gerçi o çevirilerin de hayranı çok; ancak kitabı hem orjinalinden hem çevirisinden okuduğum için rahatlıkla Coşkun Yerli'nin iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Tabii konu bu mu; hayır değil. Salinger'ın ne kadar haklı olduğu. Hangi konuda mı? Münzevi hayata çekilme konusunda. Yirmili yaşlarda insan bu geri çekilişe bir anlam veremeden hadsizce ''bencillik'' de diyebiliyor , dedim de. Şimdi insanoğluyla tanıştıkça, bazen kendini de bir başkası için korkunç şeyler düşünürken bulduğumda da Salinger aklıma geliyor. Yıllarca sadece birkaç kişiyle görüşüp, herkesten kaçıp, kitap yazmayı bırakışı elbette sadece benim hissettiğim naifçe duygulardan kaynaklanıyor olamaz; ama bunların tetiklediğini kısıtlı sayıda röportajlarından biyografilerinden anlayabiliyorsunuz. Otuzlarımdaki Salinger'ın tadı başka, kendimce bu kaçışın nedenini daha iyi anlıyorum. Salinger hakkında kısaca yazılmış bir yazı da burada! http://www.afilifilintalar.com/salinger-bir-munzevinin-hayati
9 Mart 2012 Cuma
23 Şubat 2012 Perşembe
Uzun zamandır yazamadım. Elim geldi gitti. Hatta dedim ki kendi kendime ''Madem yazamıyorum, günün önemli olaylarını ara ara not ediyim''. Mesela şu yüz nakli olayı bana tarif edilemez geliyor. Doktorun kendisine ayrı hayranım da, ameliyat edilen adamın tevekkülüne, olgun duruşuna ne demeli? Beden yaşı ondokuz, yüzündeki ifade kırklarına merdiven dayamış bir adamın duruşu. Orda önemli şeyler oluyor ama bu hadise hakkında yazacak kadar çok şey birikmedi henüz içimde. Şimdilik sadece notunu alıyorum.
Yanlış hatırlamıyorsan Ordu'da böyle yaşadığı her günün hava durumunu not alan bir adam vardı. Şimdi bu adama , sen bu hava durumlarını not mu alacaksın dedi. Sanmam. Bazı şeyler doğuştan geliyor insanın üstüne. Sanırım sonradan meteroloji el koymuştu bu adamcağızın defterlerine.
Neyse, bunu anlatmak için basmadım yeni kayıt bağlantısına. Esasen hicap duyduğum bir olayı anlatmak istemiştim. Bir ya da iki hafta önce arkadaşlarla konuşurken Kerim bana ''Hiç aşık oldun mu?'' diye sordu. İşte ne olduysa o dakikada oldu. Bunun cevabını vermeye çalışırken duyduğum hicap, gazetede bir insanlık suçunu okurken hissettiklerimle aynıydı. Kendi içimde o esnada şu soruları cevaplamaya çalışıyordum. Evet, o sırada heyecan duymuştum, aşık olmuştum; ancak şimdi o durumu ve o adamı değerlendirdiğim zaman, elbette ki şu anki duygularımla, kendimi Miloseveç gibi birini sevmiş hissediyordum. İçte içe kendi kendimi dövüyor, aramızda geçen hiçbir güzel şeyi anımsayamıyordum. Ah tabii bir de gözyaşlarını hatırlayınca, kafamdaki adamın görüntüsü dili dışarda bana bakan bir aptalın resmine benziyordu.
Özetlemem gerekirse, içimde tüm duygularım bitip karşımdaki adamı sisi kalkmış bir ada gibi çıplak gözle görmeye başlayınca içimdeki tek duygu duymuş olduğum hicap oluyor
Yanlış hatırlamıyorsan Ordu'da böyle yaşadığı her günün hava durumunu not alan bir adam vardı. Şimdi bu adama , sen bu hava durumlarını not mu alacaksın dedi. Sanmam. Bazı şeyler doğuştan geliyor insanın üstüne. Sanırım sonradan meteroloji el koymuştu bu adamcağızın defterlerine.
Neyse, bunu anlatmak için basmadım yeni kayıt bağlantısına. Esasen hicap duyduğum bir olayı anlatmak istemiştim. Bir ya da iki hafta önce arkadaşlarla konuşurken Kerim bana ''Hiç aşık oldun mu?'' diye sordu. İşte ne olduysa o dakikada oldu. Bunun cevabını vermeye çalışırken duyduğum hicap, gazetede bir insanlık suçunu okurken hissettiklerimle aynıydı. Kendi içimde o esnada şu soruları cevaplamaya çalışıyordum. Evet, o sırada heyecan duymuştum, aşık olmuştum; ancak şimdi o durumu ve o adamı değerlendirdiğim zaman, elbette ki şu anki duygularımla, kendimi Miloseveç gibi birini sevmiş hissediyordum. İçte içe kendi kendimi dövüyor, aramızda geçen hiçbir güzel şeyi anımsayamıyordum. Ah tabii bir de gözyaşlarını hatırlayınca, kafamdaki adamın görüntüsü dili dışarda bana bakan bir aptalın resmine benziyordu.
Özetlemem gerekirse, içimde tüm duygularım bitip karşımdaki adamı sisi kalkmış bir ada gibi çıplak gözle görmeye başlayınca içimdeki tek duygu duymuş olduğum hicap oluyor
20 Şubat 2012 Pazartesi
3 Şubat 2012 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


