25 Eylül 2011 Pazar

  Kırık bir kalbim                 
     Tası atmış bir tepem
                Var

21 Eylül 2011 Çarşamba

NE KESTİN KOÇ NE YEDİN HİÇ

 Kafana elini atıp da bir tutam saç eline gelir ya hani.  Ne kadar hoşuna gitmese de  insanın eli istemsizce gidip daha fazla saçı avuçlama derdine düşer. Ya da ucunu güve yemiş ipekli kumaşa elin takılmasın sakın!Cayır cayır sökülür. Aslında biraz da keyiflice. İpekli kumaşa ah vah edersin ama kolayca elinde parçalara bölünmesi içine  güçlü bir his verir.Hssettiğim şu günlerde ağırlıklı olarak bu  duygu.  Kendimi tuhaf sorularla cebelleşirken bulup, ne kadar rahatsızlık verse de içten içe uğraşmayı seviyor gibiyim. Bugün Eser'e iki satır yazıp farketmeden cevabını da verivermişim. Cevap şuydu ve de doğruydu ;'Niyeyse?''. Niyeyse cevabı beni rahatlattı. Artık ipekli kumaşları başkaları cayırdatsın.

17 Eylül 2011 Cumartesi

16 Eylül 2011 Cuma

Aydınlık günlerim

Dün Moda'da dersim vardı. Okuldan çıkar çıkmaz Kadıköy otobüsüne bindim. Ondan indim sarı Moda dolmuşlarına atladım. Nasıl enerji doluyum, heyecanlıyım sevinçliyim. Bazen olur böyle, dokunsan mucize yaratacağım sanırsın. Öyle dualı bir gündü anlayacağın. Komşu Fırın'dan sarmısaklı ekmek alıp çay bahçesinin bir köşesine oturup çayımı yudumladım. Çay bardağı nasıl pissin, su yüzü hiç mi görmedin? Görme! O gün hiç  umurumda  değil. Çayımı içip, netbookumu açtım ve başladım Alice için ders hazırlamaya. Ders saatim gelince Starbucks'a gittim Linda'yla buluşup güzelce ders yaptık. Linda'nın İngiliz erkekleri hakkındaki komik hikayelerini dinledim . Yoruldum. Eve döndüm. Gece  uykumdan dört gibi uyandım. Gecenin o saatinde ancak çok sıkıcı bir rüya görürsen uyanırsın kan uykundan. Korkunç değil sıkıcı. Tekrar uykuya daldığımda bir adadaydım. İlker bacağından vurulmuş sitem ediyor, Selma bir motora atlamış İstanbul'a gidiyordu. Semuş ve ben on beş dakika sonraki motora biletimizi aldık, kafamın bir köşesinde de İlker'i hastaneden çıkarmak var. On beş dakika, gitsem mi kalsam mı, yetişir miyim derken uyanmışım, aksiyonlu bir rüyadan

13 Eylül 2011 Salı

Eylül akşamı değil bu, mavi kuş, mavi kuş!

mavi kuş her daim sarhoş
biraz da bize kızmış, onun için hiç yüz vermiyor
oysa güzel şarkıları vardı
yıldızlara ve denizlere
ama söylemiyor ki bizlere, susuyor
suç işlemiş eller gibi
perondaki boş trenler gibi
ucu görülmeyen tüneller gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş

saksağanın şakası sandılar
muhabbet kuşları ve papağanlar
belki de arkadaşındırlar
kargalar gibi karaladılar
kırlangıçlar ve serçeler
bize biraz yalan söylediler
çok saftık
zararsız küçük yalanlar gibi
yağmurdan kaçanlar gibi
bütün vapurları kaçıranlar gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş

mavi kuş sanki bir düş
kaşla göz arasında
geceyle gündüz ortasında
sokaklar bile sokaklara kesişir
gölgeler ki güneşe bağlı
biz ikimiz de öyleyiz ama bilmeyiz
ağıramamış aydınlıklar gibi
kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
hiç sevişmemiş insancıklar gibi
gel hiç üzülme
salına salına uç
ben gelemem ama sen git biraz dolaş

mavi kuş her daim sarhoş
biraz da bize kızmış...

BÜLENT ORTAÇGİL

8 Eylül 2011 Perşembe

Franny ve Zooey

Kitabı bu kez orjinal dilinden okuyorum. Salinger aşkına!



En çok bunu seviyorum.


3 Eylül 2011 Cumartesi

KÜÇÜK ŞEYLERİN TANRISI YA DA LİRİK BİR DİL

Bir kez yazarın adı insanı kendine çekiyor, bir tınısı, aroması var, ARUNDHATI ROY. Kendisi gerçek bir aktivist. Hindistan'ın devlet politikalarını ciddi bir biçimde eleştirip, tüm yürüyüşlere katılan bir kadın. Hatta yaptığı açıklamalar nedeniyle hapiste yatmak zorunda kalmış bir yazar.

Küçük şeylerin tanrısı'nı alalı epey oluyor ancak okuması bu seneye nasip oldu. İlk aldığım zaman bu kadar anlayıp, taşları yerine oturtabileceğimi sanmıyorum. Demek ki herşeyin bir zamanı var. Kitapta tüm kelimelerin rengi ve sesi var. Mesela Sarah Moll, tabutunda dönerken çıkardığı pıt pıt mavi sesleri duyabiliyorsunuz, ya da duymanızı çok arzularım.

Kitap varlıklı bir Hindu ailesinin kızı  olan Ammu'nun, yanlarında çalışan ve toplumun en alt kesiminden olan bir gençle yaşadığı yasak ilişkiyi anlatıyor. Kast sistemine ağır bir bombalama harekatı düzenlenmiş. Kitaptan sevdiğim birkaç cümleyi yazmak istiyorum.


-Kadına dokunurken onunla konuşamıyordu. Onu severken bırakıp gidemiyordu.Konuşurken dinleyemiyor, savaşırken kazanamıyordu.

-Onu seçmelerinin nedeni, kırılganlığına inanmaktan başka çarelerinin olmdığını bilmeleriydi. Küçük şeylerle yetinmelilerdi. Her ayrıldıklarında birbirlerinden yalnızca küçücük bir söz alıyorlardı.
                        ''Yarın?''
                         ''Yarın''

     Her şeyin bir günde değişebileceğini biliyorlardı. Haklı çıktılar.