9 Mayıs 2017 Salı

Madrid'den haber var

Aslında günlerdir aklımda ''mahalle karılığından sıyrılmanın yolları''üzerine bir yazı yazmak vardı. Mahalle karılığı, şunun gibi, daha bilinçli değilken ya da çocukken istenmeyen sevilmeyen bir davranış biçiminin üstüne oturması ; mesela çok meraklı olmak, bazen birden parlamak, herşeyi kişisel almak( özellikle de bu). Bu huylarımın  özellikle hiç mahalle karılığı özelliği göstermeyen insanların yanında daha bir farkına varır ve de utanırım. Ama bunun hakkında yazmayacağım...

 2010 yılında ilk öğrencim olarak Madridli bir kıza ders vermeye başlamıştım. Beni sevgilisiyle craiglist'te bulmuşlardı. Ümraniye'nin bir köşeciğinde oturduklarını ve Cris'in en kısa zamanda Türkçe öğrenmesi gerektiğini söylediler. Cris'i nasıl tarif edeyim bilemiyorum. Uzun boylu, bu arada annesi eski manken,son derece gösterişli çok güzel cana yakın bir kız. Tamam dedim. Cris'in sevgilisi dışarıda buluşmaya  müsaade etmediği için evlerine gitmem gerekiyordu. Ona da tamam dedim. Bir ara sevgilisi kahve almaya gittiğinde kırık Türkçesiyle, ben sana anlatıcam herşeyi tamam mı,biz iyi insanlarız evde birşey yapmayız dedi. Dakikalarca güldüğümü hatırlıyorum.

Cris sonra hikayesini anlatmaya başladı. Çok kıskanç bir babası olduğundan ve bu nedenle anne babasının ayrıldığından bahsetti daha o çocukken. Babası yıllarca annesi geri döner diye beklemiş, ama umduğunu bulamayınca yeni bir kadın bulmakta da gecikmemiş. Bütün bunlardan çok bıkmıştım dedi Cris. On sekiz yaşım bittiği gün İngiltere'ye gitmeye karar verdim dedi. Hatta annem babam biraz sevinmiş gibi gelmişti o zamanlar,diye ekledi. Londra'ya varır varmaz tabii ki kaldığı öğrenci hostelında genç bir Türk delikanlıyla karşılaşmış. İlk başta oğlana pas vermezken sonraları gördüğü ilgiye kayıtsız kalamamış. Ailemi unuttum, İspanya'yı unuttum varsa yoksa oydu dedi. Yirmi yaşına kadar Türk oğlanla yaşamış Evlenme planları, hatta Cris yavaştan Türkçe öğrenmeye başlamış. Ha şunu da ekleyeyim; domuz eti yememeye, şarap içmemeye ve dinini de bir kenara bırakmaya çoktan razı; öyle körkütük. Oğlanın okulu bitmiş ve demiş ki Cris, seni şu şu tarihlerde bekliyorum İstanbul'dan alıcam. Cris uçağa bindi binecek ve çat bir telefon  Türk'ten, gelme sakın ben evleniyorum diye uyarmış. Buraya gelip de vakit kaybetme seni havaalanından almayacağım demiş.. Cris de uçağa binmiş ama bu kadar da olmaz diyerek şaşkınlıkla ama bi yandan da umutla. Tabii ne alan ne soran...İstanbul'a ilk defa gelmiş bir kız çok kararlı kesinlikle kalacak ve kafasında sevgilisiyle kesinlikle barışmak var.

Craiglist'te  de işte Ümraniye'deki bu ücra evi bulmuş. Mekan bilmiyordum ve evin içi pırıl pırıldı dedi. Kaldığı otelden de almaya gelen de şimdiki sevgilisi. Kızı görüyor ilk görüşte aşk kendi deyimiyle. Cris değil diğer Türk çocuk aşık o zaman. Ama Cris o kadar depresyondaki odasından günlerce çıkmıyormuş. Sonra dedi baktım olmuyor ve çok kötüyüm kendimi Ahmet'e bıraktım. Ben ilişkinin öyle bir noktasına denk geldim ki oğlan hafiften Cris'i tırtıklamaya başlamıştı. Yukarıda bahsettim mi bilmiyorum inanılmaz varlıklıydı Cris'in ailesi. Cris günlerce ders parasını veremiyordu,utanıyordu ve kendisinin de artık kirayı ve alışverişi tek başına yaptığını ağzından kaçırdı. Olay yine tersine dönmüştü. Ve tüm gün evde hapisti. Son derece kıskanç bir sevgili ile. Anne babası işte o anda Cris'le ilgilenmeye başladılar;sevgiyle ve büyük ihtimalle korkuyla. Annesi babasıyla konuşmaya başladı Cris. Ben de şu andaki kafamla asla yapmayacağım konuşmalar yapmaya başladım kızla. Sevgilisi bilse öldürürdü herhalde. Git Cris, burda durma diye diye. Bir gün zırıl zırıl telefonum çaldı. Gül ben Madrid'e gidiyorum ve ama gelicem tamam mı canım benim diyerekten. Gitti. Cris'ten tam yedi sene hiç haber almadım. İki gün evvele kadar. Onu da yazıcam ama sıkıldım yazmaktan şimdilik. Okumadan post ediyorum bunu

19 Nisan 2017 Çarşamba

yazı çizi

Çok uzun zamandır içinde de olmam nedeniyle öğrenme,öğretme işleri üzerine uzun uzun düşünüyorum. Hatta bazen düşünmek o kadar tatlı geliyor ki bir bakıyorum sınıf neredeyse havaya uçacak sesten, ben hala hülyalarda... Şaka tabii. Şaka yaptım. Kendimi yaptığım bir çok işte beğenmem, eksik bulurum. Yani laf olsun diye değil; ancak öğretmenliğimin bu on beşinci senesinde geriye baktığımda manalı işler de yapmışım aslında diyorum. Yani bir miktar beğeniyorum kendimi; ama düşünüyorum yine de. Ne düşünüyorum? İlk göreve başladığımda hadi ondan da geriye gidelim kendi öğrencilik yıllarımda bilgiye ulaşmak ne kadar zordu diyorum.  Anlamadığım fen dersi için kaynak kitap arardım da sadece bir ya da iki yardımcı kitap bulurdum. Bahsettiğim yıllar 1992-1993,ortaokul yıllarım. Öğretmen hazineydi. O zamanki öğretmenlerin belki ''Bu eşşoğlu eşşek beni dinlemiyor, tabii yapamaz''demeye bir parça hakkı da vardı sanırım. Öğretmeni dinlemeyince zar zor bulunan yardımcı kitabı da alamamışsan eldeki dandik milli eğitim kitaplarından da kısıtlı öğreneceğin bilgiyle iki adım gidemiyordun. Hoca dünyanın afedersin ama en mandavalı da olsa dinliyordun. 21. yüzyılda ise öğretmenin aynı şeyden şikayet etmesini çok haklı bulmuyorum açıkçası;çünkü bilgiye ulaşmak çok kolay. Öğrenci senin bilmediğini ve nasıl olsa öğretmensin diye araştırmaya tenezzül etmeyeceğin şeyi buluyor,öğreniyor. Sen hala kendi öğretmeninin sana anlattığı gibi ders anlatıyorsan çocuk seni ne etsin. Yüz yirmi karakterle dünya değişiyor. O zaman sana ne gerek var değil mi? Gerçekten.Geçen hafta simple past tense öğretirken öğrencilere kendimi gerizekalı gibi hissettim. Öte yandan da zavallı. Bunu böyle öğretmesem çocuk sınavda birşey yapamayacak;ama bana izin verse sistem uzun vadede o yapıyı kullanmasını sağlıycam,yavaş yavaş... ama hayır illa da hemen ölçülücek. Üstelik altmışlık,yetmişlik de yetmeyecek. Doksanlık ölçecek. Şimdi bunun adı öğrenme mi? Asla... Bana kalırsa öğretilen bir şeyi bir ay sonra ölçmek sistemin benden istediği şekilde olmaz. Çocuk simple past'ı kullanarak paragraf yazar,soru sorar, zamanın niyetini anlar, oh tamam derim;bu işin devamı gelicek.

Bu arada eleştirdiğim öğretmen kişisin de ben de varım. Kendimi bir kenara koymadım; ama değişmek değiştirmek istiyorum.İngilizce öğretemeyen İngilizce öğretmeni lanetinden de kurtulmak istiyorum. Otuz sene çalışıcaksam en azından ömrümüz izin verirse önümüzdeki on beş sene de gerçekten öğretelim arzu ediyorum. Sağolsun japonkedi'den aldığım çeşit çeşit çay paketleriyle daha evvelden de yaptığım gibi bir yazma hareketi başlatıcam öğrencilerle. Çayları içip fikirleri paylaşıcaklar. Ne kadar sürdürebilicem, bunun yanında yaşadığım depresif haller ne kadar izin vericek görücez. İnşallah daha iyi yarınlara. Muahs

3 Nisan 2017 Pazartesi

Farklı yapmak bir şeyleri

Geçen kuzenimle konuşurken dedi ki, ''Tenisi hep aynı stil oynuyordum alışılmış basit hareketler; egzersiz diye yapıyordum işte... İki gün önceye kadar... Ayağım hafif kayınca atışı farklı bir yöne yapmak zorunda kaldım  ve oyunda o kadar çok şeyi değiştirdi ki...Ha bu arada ayağım kaymasa asla da o yöne doğru itemezdim topu. Buradan  gazla şu noktaya geldim; bir şeyleri yaparken hep aynı istemediğin sonuçları alıyorsan o zaman başka bir noktadan vuruş yap''. Off evet dedim. Ne kadar doğru...ama o topa o farklı vuruşu yapmaktan alıkoyan ne? Durun!! hemen korkular klişesine düşmek istemiyorum. Tamam o da var ama ondan sonra gelen rahata alışmak, düşünmek istememek, kolaya kaçmak yani tembellik diyeyim ben size. Son birkaç aydır çok çok tembelim.Okulda zaten sorumluluklar iş yükü aldı başını gidiyor da onun dışında yapmam farklı yapmam gereken her şeyi sallar oldum. Bir Ayşe Arman olamıyorum. Kadın pıtı pıtı her şeye nasıl yetişiyor; durmadan durmadan? Ayşe Arman iyi bir örnek olmuş mudur emin değilim gerçi ; ama bu sıralar bir şeyleri farklı yapıp sonuçlarına bakmak üzerine çok çok düşünür oldum. Kimisini başarıyor kimisinde yine eski klişelerime düşüyorum.



12 Şubat 2017 Pazar

Enişteniz

Şu zamana kadar hiç böyle bir ''post''yapmamıştım . Her şeyin ilki varmış. Ryan Gosling'de Anadolu'nun bağrından kopmuş ama okumuş büyük mevkilere gelmiş adam tipi yok mu ya? :) Bir noktadan sonra attım tabii de... Cidden al yanaklı anası yanlış yatırmaktan yamulmuş kafa sahibi, ince sarı bıyıklı bir genç gibi adeta. Beğeniyor muyum? Hem de nasıl?

6 Şubat 2017 Pazartesi

ne yazam?

Uzun zamandır buralara geliyorum yazılanları okuyorum sonra bir şeycikler yazmadan kapatıyorum. Okul bir noktada rutine bağlıyor. En son Fransız öğrencimle olanları yazabilirim belki... Sevdiğim bir Fransız öğrenim vardı ama adam Türkiye'nin son durumlarından dersleri bırakmak istedi. Çok umutsuzum ve yaza gitmeyi düşünüyorum.Acaba bıraksam mı falan derken( ki ders saatleri de tükenmişti tabii)... Ben de dedim ki sen bu fikirle savaşma bence,hayat kısa. Bırakıcaksan da bırak. Üstünde düşünmeye değecek birşey değil. Çünkü bir yandan da adamın başarısız oldukça konuşmakta ''Aslında benim bu dili çok da öğrenmeme gerek yok,biliyorsun''lafları içime basmaya başlamıştı. Tek kelime konuşmaya çalışmadan gramer'de gösterdiği başarıya da sahtekarca alkış tutamayacaktım. Adam benden çok memnundu. Ayrı ayrı dersler hazırlıyordum, özeniyordum. Neyse ben buna bırak yani ne düşünüyorsun, banka için karar mı alıyorsun yanee derken adam bıraktı dersleri. Bana çok çok teşekkür ederekten ve bir yemek davetini kabul etmem konusunda  ısrarcı olaraktan ... Benim de adamdan şöyle bir isteğim oldu; bana bir değerlendirme yazısı yazmasını istedim. Hem ona hem de asistanına hatırlattım. Bir hafta sonra asistanı beni yemekten birkaç saat önce arayıp yemeğe gelip gelmeyeceğim konusunda bir teyit istedi ve blue Hanım, Fransız bey size bir değerlendirme yazısı yazmayacak çünkü daha önceki öğretmenleri için yazmamış. Ben o sırada o düşen suratı nasıl topladım bilemiyorum. İyi de dedim. Bu çok basit birşey. Ben her çalıştığım kişiden isterim, şu ana kadar bir problem yaşamadım. Ama ama o yapmamış ik'ya sormuşlar. Onlar da anlamamış...Öfff dedim. İiçimden mi dışımdan mı emin olamıyorum çünkü kadın ben size yardımcı olmaya çalışıyorum dedi.Neşem hevesim kaçtı. Neticede o yemeğe gitti.Adam da inanılmaz nazikti. Birşey demedim. Ne diyeyim?Zaten asistanı aracılığıyla iletişim kurmuş benle. Adama en son bu ofiste temizlikçi olmak beni mutlu ederdi ve keşke annem babam beni 14 ümde evlendirselerdi daha mutlu olurdum muhabbetimi çektim. Adamın yüzüme şaşkın bakışını ve bin beş yüz kere ciddi misin kafa mı buluyorsun diye soruşunu eklemeyi de unutmayayım. Neyse şöyle eğitimlisin böyle akıllısın diye iltifatımı aldım ama o surat o gün düştüğü yerden kaldıramadı kendini.

5 Ocak 2017 Perşembe

Senenin son yazısını yazmazsam olmaz. Enteresan bir yıldı, kayıp ve şükür dolu... Gidenleri sık sık hatırladığım hatıralarıyla yeşerdiğim, yeni insanlarla tanıştığım şaşırdığım şaşırttığım yeni şeyler öğrendiğim bir yıldı. Bağımlılıklarımla da vedalaştığım bir yıl oldu; aşk meşk mevzularında. Meğer bu yıla nasipmiş bazı alışkanlıkların sevgi sandığım duyguların bitmesi de...

Pazartesi akşamı işten döndüğümde kapımda kocaman bir Japonya'dan paketiniz var, en kısa zamanda postaneden teslim alınız kağıdı gördüm. Bir an Japonya ile tek bağımın Yugo olduğunu düşündüm ama onun o taraklarda bezi olmadığını hemen hatırladım. Online ders verdiğim Rus bir öğrencim Japonya'da yaşıyor. Adı da Güzel. Hesabıma para yatırmak için adresimi almıştı ama yine de uzak bir ihtimal gibi geldi bana hediye durumları. Postanede kadın paketi bulamadıkça bana daral geldi tabii. Hatta bri ara arkadaş öğleden sonra gelicek o zaman gelin diyerek beni yollayacak oldu. Bir saniyeliğine bakışlarımız çakışınca paketi aramaya devam etti; buldu. Ben oracıkta paketi açmaya başladım. Bu arada memur iki kadın da beni takip ediyor. çok sevinmiş olmalıyım ki genç olanla göz göze gelince kadın neşeyle ''Çok mutlu görünüyorsunuz''dedi. O heyecanla üstüne çay dökülmüş masaya şalımı koymuşum, elime aldığımda sular akıyordu. 

Paketten güzel bir Japon takvimi ve şekerlemesi çıktı. Kısacık bir notla da talandırmıştı Güzel hediyesini.

O haftanın cumartesi günü Marie'yle buluştuk ve uzun uzun kahvaltı yaptık. Marie de bana iki tane tasarım diyebileceğim güzellikte mumluk ve bir roman almış İsveç'ten. Pek sevindim tabii... Hediye alınca aşırı seviniyorum. Kadın o halimi görünce Paşabahçe'den de hiç kullanmadığım hediye ekim var inan kullanmıyorum. Lütfen bunu al ve annene birşeyler seç dedi. Afferdersiniz ayıca onun da üstüne çöktüm.

O gün Marie'yle olan güzel muhabbetin ardından kendime bir yeni yıl dilekleri listesi hazırlamaya karar verdim ama bi noktada aşırı derecede sıkıldım ve bıraktım.
Bu sene değişik bir şeyler  yapayım diyorum.Mesela gitgide beni ele geçirmeye başlayan sosyal medya bağımlılığına son vereyim. Daha çok kitap okuyayım,yazayım. Daha akıcı daha ilginç... Kafamda olan hikayeleri kaydedeyim...İnşallah.

Yeni yılın son günleri beni üzen olaylardan biri de ''Married to Turkish man but still happy''grubundan çıkarılmam oldu. Bu grup yabancı özellikle İngiliz kadınlar tarafından kurulmuş, hala bir Türk erkeğiyle evli ama sanılanın aksine de hala mutlu olanların grubu. Ben yabancı bir arkadaşımın gruba üye olmasıyla olaya uyandım, iki sene önce üye oldum. Bu grupta neler yok ki? İngiltere'nin sayfiyesinden gelmiş  Batman'da kayınvalidesiyle oturup bazlama yapan mı dersin yoksa üç çocuğuyla gecekonduda yaşayan mı? Sürekli kayın kaynana şikayet eden, Türk kadınlarının çok beceriksiz ve çirkin olması nedeniyle eşleri tarafından seçildiğini düşünenler...Benim için adeta sosyolojik bir deney gibiydi sayfa. En son bu Türk erkekleri İsveç'te kendi halinde yaşayan altmış yaşındaki kadını bile baştan çıkarmışlardı ki kadın acaba eşimin arkadaşları beni çok güzel buldukları için mi yoksa param için mi diye soru soruyordu. Sanıyorum Türk olmam nedeniyle bu gruptan atıldım. Oysa ki uykusuz gecelerimin baştacıydı bu grup.

Umuyorum bu sene yine şükür dolu sağlık dolu bir yıl olsun. Artık kalbim dolsun seveyim sevileyim. Sevdiklerimle dha çok vakit geçireyim. Dilerim tüm sevdiklerim de...