4 Mayıs 2018 Cuma

Terapi bana ne dedi?

Terapiye gitmeye ayak sürümedim. Özellikle terapiye devam edip hayatlarında değişimler farkettiğim arkadaşlarım oldu. Geçen yaz bir öğleden sonra arkadaşımın bana tavsiye ettiği terapistimin telefonunu tuşladım. Tam da bayramüstüydü. Bayram sonrası sözleştik. Terapist dedi ki ilk seansta bir süre sizi tanımak istiyorum aklınıza ne geliyorsa anlatın lütfen.  Kadıköy'de sessiz bir sokakta bulunan terapi merkezinde başladım anlatmaya. Açıkçası denemeyi istemiştim ama içten içe değişebileceğime dair umudum sıfırdı. Sade giyimi ve yumuşak ses tonuyla terapistime hemen güvendim.

Terapiye başlarken şikayet ettiğim her şeyin suçlusu bendim. Tam bir başarısızlık örneğiydim. Elime attığım her işi balkabağına döndürüyordum. Kendime bakışım buydu.

Kötü bir evlattım. Annemle babam da sık sık ''neler çektim senden'' deyip dururlardı. Hayatta çuvalladığıma dair büyük gözle görülür kanıtlarım vardı.

Terapi devam ettikçe aslında anlaması kolay gibi görünen gerçeklere ben de uyanmaya başladım. Neden kötü evlattım? Hayatım boyunca annemin talep ettiği kadar olmasa da öğrenim hayatım başarılı geçmişti. En azından girdiğim tüm sınavları kazanmıştım. 20 yaşımdan beri ailemden tek kuruş almamış başarı burslarını toplamıştım. Anne babaların endişelendiği bir konu olabilecek sigara ve içkiye bulaşmamıştım. Otoriteyle sorun yaşamamıştım. Grift bir erkek arkadaşı konusu olup küçük yerde ele güne ailemi rezil!!!! etmemiştim. Koruyup kollardım da ayrıca. Birlikte seyahate de çıktım. Ama yine de tam olarak iyi bir evlat değildim gözlerinde. İsyan nedir bilmedim ama ailem beni bir şekilde isyankar gördü. Kısaca onaylanmadım.

Çevremdekiler meziyetlerimi saydıkça onları susturdum ve hayır aslında öyle değil ben o kadar iyi değilim şu konuda dedim. Sanıyorlardı ki süs olsun diye diyorum; değildi.


Terapi süresince bu konular iyice konuşulmaya su yüzüne çıkmaya başladı. Ayrıntı ayrıntı yazmak istemiyorum çünkü ben de kafama nasıl dank ettiğini bilemiyorum ama farkettim ki ben aslında kötü bir evlat değildim. Belki sizler için çok da sıradan olan bu keşif benim için hayata karşı atılmış büyük bir adımdı. Hem de 37 yaşında! Rahatladım. Hem de öyle rahatladım ki... İstemeden de olsa ailelerin çocuklarına nasıl zorbalık yapıp manipüle ettiğini gördüm. Ben dünyanın en başarısız insanı olsam da sevilmeye değerdim. Her şey kafamda netleşti.

Aslında aydınlanmam terapistin ''Yani bu da mı sizin yüzünüzden, sizin hatanız?'' diye sormasından sonra geldi. Sonra bu soruyu birkaç hafta sonra terapistim yine bana rüyamda soruyor ama farklı olarak da cevap veriyordu; ''Sizin suçunuz değil''diye.

Tabii terapide sadece bunu da farketmedim. Bazı şeyleri de farkedip hemen kabul edemiyorsunuz. Aynı konu üzerinde defalarca konuşup bir noktada iyice kafanıza dank ettiriyorsunuz.

Geçen veli toplantısında dedim ki velilere '' Bakın çocuğunuz 40 da alsa 90 da olsa asıl değeri bu değil. Tüm bunların üstündedir çocuklar. Hiçbir şey yapmasalar bile sevilmelilerdir.'' 16 yıllık öğretmenlik hayatımda kurduğum en doğru cümleydi belki. Çünkü ben hep en iyiyi alırsam sevileceğime inandım; ama insan sırf varlığından dolayı bile sevilmeli.


Tüm bunları kabullenmek, anne baban hakkında bazen çok eleştirel düşünmek tabii ki suçlu da hissettirebiliyor ama neticede bunları anlayıp anne babana düşman olmuyorsun. Sevmeye devam ediyorsun ama işte başaramamışlar, kafaları karışıkmış. Birşeyi doğru verirken temeldeki birşey yanlış oluşmuş.

Bu yollardan giderken çevrene de bakıyorsun. Arkadaşlarımın hayatına, benim  gibi özgüvensizlere, fellik fellik kocasından sevgilisinden kaçıp ayrılıkla yüzleşemeyenlere bunu itiraf edemeyenlere... Ama kimsenin suçu yok. Sanırım en önemlisi bunu kafaya iyice yazmak. Ben bunu terapiyle görebildim.Yazdığım kadar kolay da olmadı. Umuyoru herkes kendine ne iyi gelecekse ve en kolay nasıl gerçeklere ulaşıcaksa yolunu bulsun.

1 Mart 2018 Perşembe

Gençlik Öfkesi

Gençlik öfkesi diye bir şey var. Ne zamandır unutmuşum. Geçen yine sekizinci sınıf öğrencilerini görünce aklıma düştü. Sanki yeni bir şey bulmuşum gibi sevindim. Niye sevindim bir sorun! Anlatıcam. Ama öncesinde hemen dersi durdurup çocuklara dedim ki ''Gençler şimdi düşündüm de öfke o kadar da kötü bir şey değil; yani özellikle gençlik öfkesi. Bütün sınıf elindeki işi gücü bıraktı kulağı bana verdi . ''Bakın'' dedim. ''Ben de genç oldum. Öfkeliydim. Hem de düşününce şimdi epey bir öfkeliymişim. O zaman tüm enerjimi İngilizce'ye verdim. Bütün gücümü. Verdikçe öfkem azaldı ve birazcık da olsa bir takım şeyler de kazanmaya, akabinde yeni müzikler ve kültürler  öğrenmeye başladım.''Kuzu gibi dinledilerr. Bu arada arkalardan aynen benim çocukluğuma benzeyen bir kız ışılgözlerle bana bakıyordu. Kız dedim, anladın mı? Evet öğretmenim dedi gülerek. İşte sizler de artık spor mu olur dans mı olur dil mi olur bu öfkeyi bir yere kanalize edin.

 Niye sevindim sorusuna gelirsem... Şimdi de içimde öfkem var. Zaman zaman da epeyce baskın. Çok sinsi kendini farklı şekillerde ortaya çıkarıyor da sürekli. E dedim basit bir düz denklemle o zaman bu kanalize işini becerebildiysem şimdi neden yapamıyorum. Üstelik farketmeden yapmışım o sıralar. Tabii o zaman 12-18 yaş arası muhtemelen, şimdiden daha kuvvetli bir şekilde hayatta kalma ihtiyacı içindeydim;çekilmem mümkün değildi. Henüz gençtimve bir  savaşım  vardr. Ama şimdi de olsun istedim aynısı. İyi kanalizasyonlar bana. Her şekilde amaç içindeki pisliği boşaltmak

24 Aralık 2017 Pazar

iyi ki varsın

Kendi kendime söz vermeme taraftarıyım. En son yazdığımda yeni bir yıla kadar her gün kısa da olsa bir yazı yazacağıma dair söz vermiştim kendime;olmadı tabii. İnsan hayatında elbette her gün yeni bir şey olmuyor ama sonrasında  o boş geçtiği sanılan günler hakkında yazılan yazılar bile okunduğunda insan kendi günlük tarihine bir anlamda ulaşmış oluyor. Bu sene hayatımda radikal bir değişiklik olmadı. Şükür hastalıklar da olmadı. En büyük duam bu zaten. Aslında acaba oldu mu şimdi düşününce. Radikal değişiklikler? Terapiste gitmek mesela? Bana başka bir pencere açtı. Öte yandan çok büyük bir takıntımdan da kurtuldum. Beni rahatlattı mı? Eh biraz ama hesaplar iç hesaplaşmalar...Tek başına kurtulmak yetmiyor. İç hesaplaşmaları da doğru yapıp evin önünü temizlemek gerekiyor.

Yapması kolay ama yapmayı sevdiğim şeyler var gündelik hayatımda. Geçen okulda bir öğrencim bir laf arasında ''iyi ki varsınız öğretmenim'' dedi. Ben de dedim ki''İyi sen de varsın Yusuf ve sizler de çocuklar''. Bunu artık her derste birbirimize hatırlatıyoruz. Onlar unutursa ben onlara ya da tam tersi. Bazen çok gergin bir anda bunu birinin söylemesi ortamdaki tüm gergin enerjiyi dağıtıyor. Ya da o anda sınıfa biraz kızmışsam kaşlarım çatılmışsa birden gülümseyiveriyorum. Tabii fikir babası Eren, iyi ki varsın Eren.


Bugün kuaför, yazılı okumak ve hediye almak gibi işlere bakıcam. En güvenilir kalem olan evimi çok seviyorum. Umarım yıl bitmeden birkaçnor daha yazabilirim.

7 Kasım 2017 Salı

Linn

Tam emin değilim iki  ya da iki buçuk sene evvel Norveçli arkadaşım Joakim'in facebook hesabında şöyle bir yazı gördüm. Diyordu ki ''Kardeşim Julian'ın eşi Linn tedavi edilemez bir kanserle karşı karşıya. Yaklaşık üç senedir çeşitli tedavileri denediler ancak her seferinde hastalık geri döndü. Tüm bu tedaviler sonucunda ortaya çıktı ki ne olursa olsun bu hastalık peşini bırakmayacak. En son doktorları iki seçenek sundu; Ya radikal tedavilere devam edicek ama sonuç pek de değişmeyecek . İkincisi ise kanser henüz hayati organlara sıçramamışken olabildiğince seyahat edip, görmek istediği yerleri görecek'.  Yazının devamında kardeşi Julian'ın gofundme.com'dan açtığı fonun adresini veriyordu.Julian, Gofundme com'da tedavi sürecinden bahsediyor ve ne kadar acı olsa da Linn'in sağlığı el verdiğince görmek istediği yerlere gitmek için destek istiyordu. Bağış yapanlara da ara ara nereye gittiklerini neler yaptıklarını anlatıyorlardı. Ben Julian'ın facebook hesabına girip girip bakıyordum. Çok güzel gezdiler. Linn aşırı güzel ve hep gülümseyen bir kızdı. Julian ve Linn tanıştıktan sonra Linn hastalanmış ve tabii Julian tüymemiş. İlk tedavi bittikten sonra Los Angeles'a gitmişler evlenmek için. Yani özetle ben de ince ince seyahatlerini takip ediyordum bu çiftin. Açıkçası aklıma ölüm de gelmiyordu. Geçen bi bakayım neler oluyor dedim.Üstünde Linn'in doğum ve ölüm tarihini yazan bir resim paylaşmış Julian. İçim cızzz etti. Ahh dedim.  Ben kızın ölümle mücadelesini unutmuşum. O kadar ölmeyecek gibiydi ki... Bu evet üzücü bir hikaye ama bir o kadar da yaşam dolu ki ortak kurdukları hayat bana kaç kişi bu kadar güçlü bir bağ kuruyor hayatla ve aşkla diye sorduruyor sadece

4 Kasım 2017 Cumartesi

Annemin arkadaşları

  Annemin kadın arkadaşlarına bayılıyorum. Annem İstanbul'a gelir gelmez oturtuyorum yamacıma Sezgin Teyze ne yaptı, Hanife Teyze ne etti diye tek tek anlattırıyorum. Bir kere ülkede henüz moda bloggerlığı müessesi ortaya çıkmadan bu kadınlar o gri saçlı kadının Burda'sından modayı takip ediyor, en ilkel patronlarla şimdi vintage diye dünya paraya alınabilecek elbiseleri dikiyorlardu. Hepsi mi anlar renkten, yakadan efendime söylüyeyim biye'den kumaştan? Evet, anlarlardı. Bu kadınlar ''Armut alın''nedir bilirler, kahkül bırakma yavrum senin alnından dünyada çok az var derlerdi. Böyle orantısal bilgilere de sahiplerdi.


Bir de bu kadınlar ölesiye romantik kuşaktandı. Özellikle yazları dikişe oturmadan çocukları doyurduktan sonra eline Harlequin romanını alıp keyifle okurlardı. Bu kitaplarla ilgili en ilginç şey de kitap kiminse ilk sayfasında baş harf ve evlenmeden önceki soyadının ilk harfinin yazılmış olmasıydı İsimler böylece kodlanırdı ki  bu kitapları okuyanlar o zamanlar memleketimizde orospu diye nitelendirildiği için Allah vermesin birinin eline geçerse isimleri çıksın istemezlerdi.. Neticede koca bir Harlequin çetesi. Anneminkilerde S.Ö yazardı.


Annemin arkadaşı Ayşe Teyze'nin annesi Saliha Teyze de gençliğinden beri belli aralıklarla Çalıkuşu'nu okurmuş. Bunu annem anlattığında kendimi yine bir hikayeye teslim etmenin huzuru vardı içimde. Kadın 95 yaşında öldü ama kızının anlatmasına göre hayatının son on senesinde Çalıkuşu'nu yastığının altında saklamış ve hep aynı sayfasını okuyup sevinmiş.

Daha ne hikayeler... Hepsi sevgi dolu becerikli, kitap sever, aşk sever (filmlerde) ama iflah olmaz dedikoducu caaaanımmm kadınlar.