12 Şubat 2017 Pazar

Enişteniz

Şu zamana kadar hiç böyle bir ''post''yapmamıştım . Her şeyin ilki varmış. Ryan Gosling'de Anadolu'nun bağrından kopmuş ama okumuş büyük mevkilere gelmiş adam tipi yok mu ya? :) Bir noktadan sonra attım tabii de... Cidden al yanaklı anası yanlış yatırmaktan yamulmuş kafa sahibi, ince sarı bıyıklı bir genç gibi adeta. Beğeniyor muyum? Hem de nasıl?

6 Şubat 2017 Pazartesi

ne yazam?

Uzun zamandır buralara geliyorum yazılanları okuyorum sonra bir şeycikler yazmadan kapatıyorum. Okul bir noktada rutine bağlıyor. En son Fransız öğrencimle olanları yazabilirim belki... Sevdiğim bir Fransız öğrenim vardı ama adam Türkiye'nin son durumlarından dersleri bırakmak istedi. Çok umutsuzum ve yaza gitmeyi düşünüyorum.Acaba bıraksam mı falan derken( ki ders saatleri de tükenmişti tabii)... Ben de dedim ki sen bu fikirle savaşma bence,hayat kısa. Bırakıcaksan da bırak. Üstünde düşünmeye değecek birşey değil. Çünkü bir yandan da adamın başarısız oldukça konuşmakta ''Aslında benim bu dili çok da öğrenmeme gerek yok,biliyorsun''lafları içime basmaya başlamıştı. Tek kelime konuşmaya çalışmadan gramer'de gösterdiği başarıya da sahtekarca alkış tutamayacaktım. Adam benden çok memnundu. Ayrı ayrı dersler hazırlıyordum, özeniyordum. Neyse ben buna bırak yani ne düşünüyorsun, banka için karar mı alıyorsun yanee derken adam bıraktı dersleri. Bana çok çok teşekkür ederekten ve bir yemek davetini kabul etmem konusunda  ısrarcı olaraktan ... Benim de adamdan şöyle bir isteğim oldu; bana bir değerlendirme yazısı yazmasını istedim. Hem ona hem de asistanına hatırlattım. Bir hafta sonra asistanı beni yemekten birkaç saat önce arayıp yemeğe gelip gelmeyeceğim konusunda bir teyit istedi ve blue Hanım, Fransız bey size bir değerlendirme yazısı yazmayacak çünkü daha önceki öğretmenleri için yazmamış. Ben o sırada o düşen suratı nasıl topladım bilemiyorum. İyi de dedim. Bu çok basit birşey. Ben her çalıştığım kişiden isterim, şu ana kadar bir problem yaşamadım. Ama ama o yapmamış ik'ya sormuşlar. Onlar da anlamamış...Öfff dedim. İiçimden mi dışımdan mı emin olamıyorum çünkü kadın ben size yardımcı olmaya çalışıyorum dedi.Neşem hevesim kaçtı. Neticede o yemeğe gitti.Adam da inanılmaz nazikti. Birşey demedim. Ne diyeyim?Zaten asistanı aracılığıyla iletişim kurmuş benle. Adama en son bu ofiste temizlikçi olmak beni mutlu ederdi ve keşke annem babam beni 14 ümde evlendirselerdi daha mutlu olurdum muhabbetimi çektim. Adamın yüzüme şaşkın bakışını ve bin beş yüz kere ciddi misin kafa mı buluyorsun diye soruşunu eklemeyi de unutmayayım. Neyse şöyle eğitimlisin böyle akıllısın diye iltifatımı aldım ama o surat o gün düştüğü yerden kaldıramadı kendini.

5 Ocak 2017 Perşembe

Senenin son yazısını yazmazsam olmaz. Enteresan bir yıldı, kayıp ve şükür dolu... Gidenleri sık sık hatırladığım hatıralarıyla yeşerdiğim, yeni insanlarla tanıştığım şaşırdığım şaşırttığım yeni şeyler öğrendiğim bir yıldı. Bağımlılıklarımla da vedalaştığım bir yıl oldu; aşk meşk mevzularında. Meğer bu yıla nasipmiş bazı alışkanlıkların sevgi sandığım duyguların bitmesi de...

Pazartesi akşamı işten döndüğümde kapımda kocaman bir Japonya'dan paketiniz var, en kısa zamanda postaneden teslim alınız kağıdı gördüm. Bir an Japonya ile tek bağımın Yugo olduğunu düşündüm ama onun o taraklarda bezi olmadığını hemen hatırladım. Online ders verdiğim Rus bir öğrencim Japonya'da yaşıyor. Adı da Güzel. Hesabıma para yatırmak için adresimi almıştı ama yine de uzak bir ihtimal gibi geldi bana hediye durumları. Postanede kadın paketi bulamadıkça bana daral geldi tabii. Hatta bri ara arkadaş öğleden sonra gelicek o zaman gelin diyerek beni yollayacak oldu. Bir saniyeliğine bakışlarımız çakışınca paketi aramaya devam etti; buldu. Ben oracıkta paketi açmaya başladım. Bu arada memur iki kadın da beni takip ediyor. çok sevinmiş olmalıyım ki genç olanla göz göze gelince kadın neşeyle ''Çok mutlu görünüyorsunuz''dedi. O heyecanla üstüne çay dökülmüş masaya şalımı koymuşum, elime aldığımda sular akıyordu. 

Paketten güzel bir Japon takvimi ve şekerlemesi çıktı. Kısacık bir notla da talandırmıştı Güzel hediyesini.

O haftanın cumartesi günü Marie'yle buluştuk ve uzun uzun kahvaltı yaptık. Marie de bana iki tane tasarım diyebileceğim güzellikte mumluk ve bir roman almış İsveç'ten. Pek sevindim tabii... Hediye alınca aşırı seviniyorum. Kadın o halimi görünce Paşabahçe'den de hiç kullanmadığım hediye ekim var inan kullanmıyorum. Lütfen bunu al ve annene birşeyler seç dedi. Afferdersiniz ayıca onun da üstüne çöktüm.

O gün Marie'yle olan güzel muhabbetin ardından kendime bir yeni yıl dilekleri listesi hazırlamaya karar verdim ama bi noktada aşırı derecede sıkıldım ve bıraktım.
Bu sene değişik bir şeyler  yapayım diyorum.Mesela gitgide beni ele geçirmeye başlayan sosyal medya bağımlılığına son vereyim. Daha çok kitap okuyayım,yazayım. Daha akıcı daha ilginç... Kafamda olan hikayeleri kaydedeyim...İnşallah.

Yeni yılın son günleri beni üzen olaylardan biri de ''Married to Turkish man but still happy''grubundan çıkarılmam oldu. Bu grup yabancı özellikle İngiliz kadınlar tarafından kurulmuş, hala bir Türk erkeğiyle evli ama sanılanın aksine de hala mutlu olanların grubu. Ben yabancı bir arkadaşımın gruba üye olmasıyla olaya uyandım, iki sene önce üye oldum. Bu grupta neler yok ki? İngiltere'nin sayfiyesinden gelmiş  Batman'da kayınvalidesiyle oturup bazlama yapan mı dersin yoksa üç çocuğuyla gecekonduda yaşayan mı? Sürekli kayın kaynana şikayet eden, Türk kadınlarının çok beceriksiz ve çirkin olması nedeniyle eşleri tarafından seçildiğini düşünenler...Benim için adeta sosyolojik bir deney gibiydi sayfa. En son bu Türk erkekleri İsveç'te kendi halinde yaşayan altmış yaşındaki kadını bile baştan çıkarmışlardı ki kadın acaba eşimin arkadaşları beni çok güzel buldukları için mi yoksa param için mi diye soru soruyordu. Sanıyorum Türk olmam nedeniyle bu gruptan atıldım. Oysa ki uykusuz gecelerimin baştacıydı bu grup.

Umuyorum bu sene yine şükür dolu sağlık dolu bir yıl olsun. Artık kalbim dolsun seveyim sevileyim. Sevdiklerimle dha çok vakit geçireyim. Dilerim tüm sevdiklerim de...


4 Aralık 2016 Pazar

Bu aralar kafam çok karışık. Bunu okulda neredeyse otuz iki saat durdurak bilmeden ders vermeme bağlıyorum. Bunu şikayet olarak yazmıyorum ancak bazen beşlere ders anlatırken ortadan ikiye ayrılacağımı hissettiğim hatta kısa süreli de olsa kendimi o şekilde hayal ettiğim oluyor. Bu sabah Türkçe dersine gittim. Aylardır da devam etmekte olduğum bir ders;8.15'te başlıyor 9.45.'te bitiyor. Ben bugün birden 9.15'te ders bitti diye hazırlanmaya başladım; ders verdiğim adam da beniizliyor. Çok şaşkın ama ben de kendimden çok eminim. Sonra adam nerdeyse yerlere yatarak gülmeye başladı baktı ben hiç taviz vermiyorum, nereye gittiğimi sordu.O zaman dank etti kafama. Son on beş gündür böyleyim. Adeta sürmenaj gibi. İşlerin kendisinden çok yoğunluğu aklıma geldkçe ve bunu çözecekken çözmediğimde yaşadığım sıkıntı ve sonrasında gelen büyük bir dalgınlık ve unutma dalgası... Yani nedeni benim nasıl çözeceğimi de biliyorum ama gel gör ki elim gitmiyor. Mazohist miyim neyim?

2 Kasım 2016 Çarşamba

Bütün bunlar benim mi?

Son bir senedir sanırım okuduğum kitapların takip ettiğim insanların da etkisiyle kafamda bir soru belirdi. Sahip olduğumuz akıl,yetenekler,para, güzellik bize mi ait gerçekten? Diyelim çok akıllısın ve çok paran var. Tamam var da neden var? Çok çalıştığın için mi? Belki... ama onun öncesinde bu kadar akıllı olmayı neye borçlusun? Herkes senin kadar çalışıyor ama o kadar para kazanabiliyor mu? Akıllı olmak için ne yaptın? Hiçbir şey... O akılla doğdun ... beriki maalesef onunla doğmadı. Sana sadece biraz parlatmak kaldı o akılı. Ya da güzellik...Pürüzsüz güzelliğinle tüm kapıları açıyorsun, çoğu insana göre daha ikna edicisin...Peki senin mi tüm bu güzellik?Ne yaptın? Bence herkesin. Kazandığın para tamamen sana ait olamaz. O zaman sahip olduklarımızla böbürlenmek gerçekten çok gereksiz. O zaman kazandığını paylaşmak, paylaştıkça anlamak daha anlamlı...

12 Eylül 2016 Pazartesi

Otuzlu yaşlarımdan itibaren en iyi anlaştığım, arkadaşlık ettiğim insan 50li yaşlarını sürdürmekte kadınlar olmaya başladı. Bu tabii nasıl başladı? Türkçe derslere vermeye başladıktan sonra. Benim güzel ellili yaşlı kadın arkadaşlarım hayattan yemesi gereken sille tokatı yemiş, alacaklarını almış, çocuğu varsa büyütmüş salmış, kocayı ya şutlamış ya da sallamış, az yargılayan, bir şey anlattığınızda bir sonraki adımını adım gibi biliyorum ama sen şu yoldan git canım diyerek gülümseyen, tavsiye veren ve sizi bol sevgi şefkatla sarıveren insanlar. Linda'nın hikayesini anlatmıştım sanırım önceki yazılarımda. Onunla yazıştığım birkaç maili de ne olur ne olmaz burada kaybolmaz diye not almak istiyorum bu sayfalara. Çünkü buraya ne yazdığımı unutuyorum ben. Çok uzun zaman sonra dönüp de eski yazılarıma bakınca havalara uçuyorum not almış olduğum için. İlkbahar'ın başında da İsveçli arkadaşım Marie'yle bir İsveç film festivaline gitmeye karar verdik. Marie de ellilerini bitirmiş bir kadın. İsveçli  ilk Marie'yi tanıyorum; kendine özgüvenli, farklı ülkeler görmüş yaşamış, göz göze geldiği öksüz bir çocuğu bakımhanede bırakmaya kıyamamış annelik yapmış bir insan. Ne kadar doğru çıkarımlar yapıyorum bilinmez ama Marie'nin de dediği gibi İsveç'te ortalama bir insan olmak ve kendini de buna hazırlamak bir öncelik. O kadar bilgisine görgüsüne ve insanlığına karşın Marie'de biz Türklerin iki şey biliyoruz diye girdiği o triplerin hiç birini görmüyorum. Sanki bizim kültürde öğrenilen her şey ve edinilen her bir beceri birer kibir olarak da ruhlarımıza ekleniyor. Neyse, film festivalinde kalmıştık. O gün Marie bana bir mesaj attı. Hastaneye yatmak zorunda olduğunu, stent takılacağını bildirdi. Sonrasında da İsveç'te ciğerlerinde tümör olduğunu öğrendiğini ve tedaviye başlayacağını söyledi. Üzüldüm pek tabii. İsveç'te gördüğüm kadarıyla bu işler yavaş da ilerliyor. Türkiye'de vücüdunda bir tümör çıktığında en geç bir hafta sonra ameliyat oluyorsun. Kadının amerliyat olması neredeyse iki ayını buldu. Marie ameliyat oldu ve bilin bakalım ne oldu? Marie'nin kesinlikle tümör olarak görülen ve tedavisi belirlenen şeyi kıkırdak çıktı. Ciğerinde kıkırdak vardı(herkesin vardı) ama onunkini tümör sanmışlardı. Kadının yaşadığı ferahlamayı anlatamam. Ben çok basit haliyle buna yapılan iyiliğin karşına çıkması derim. Böyle demek hayatı belki çok hafife almak gibi gelir bilirim ama bu çıkarımdan da kendimi alamam. Marie de bir şekilde bunu benim ettiğim duaların kabulü olarak gördü. İlginç. Şimdi her şey yolunda ve giderse ve bir terslik çıkmazsa görüşücez ve ben arkadaşımla sohbet edip,Türkiye hakkındaki gözlemlerini uzun uzun zevkle dinliycem.