12 Ağustos 2012 Pazar

Yağmurlu havalarda uçakla seyahat etmekten hiç hoşlanmıyorum. Ne yazık ki yarın da hava kapkara bulutlu ve yoğun yağmurlu olacağa benzer. Büyük ihtimal yine uçakta alakasız insanlarla muhabbet edecek, inişlerde de ellerini kollarını tutacağım; yapacak birşey yok. Dua edeyim de yanıma oturan konuşkan bir kadın olsun.

7 Ağustos 2012 Salı

Ergin Altay Türkiye'deki en iyi çevirmenlerden biri bence. Dostoyevski'yi bu kadar sevmemde onun da payının büyük olduğunu sanıyorum. İnşallah bu kadar zahmetli bir işin altından başarıyla kalktığı için hakkı olanı alıyordur.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Kendi kendime

Her kadının mutlaka kalbinin bir köşesinde sakladığı bir taciz hikayesi vardır diye düşünüyorum. Ya da bilemiyorum; çünkü bu taciz olaylarının en baş edilmezi insanın küçükken başına geliyor. Belki çok steril yaşayanların başına gelmiyordur diycem  çok da inanmadan. Tut aklında! Ben çocukluk çağlarında yaşadığım taciz vakalarının önemine  üstünden on beş sene falan geçince vakıf oldum. İlk anımsamayla başlayan  tansiyon düşmesi, depresif haller, vücudundan nefret etme halleri belli bir sonra ;ama asla hızlıca değil düzelmeye başladı.

Geçenlerde yine bisiklet bisikletli çocuklar falan derken aklıma ''dannnn!!!'' diye onsekiz yaşında yaşadığım taciz olayı geldi; ama nasıl geliş. Üniversitesi sınavını yeni kazandığım, hayatı pembe pembe gördüğüm günlerden birinde akşamüstü arkadaşımı evine bırakmaya duruyorum. Eve varmama bi on dakika kala arkamdan hızla gelen bisikletten koca bir el popomu avuçluyor. O andaki korkum, acizliğim ve en kötüsü acaba birileri gördü mü diye etrafı kolaçan edişim ve tacizcinin o gülen iğrenç suratını şu dakika bile hatırlıyorum. Korku içinde eve gidip erkenden uyuduğum da hala aklımda. Bu olaydan birkaç gün  sonra başka bir sürpriz beni bakkalın önünde bekliyormuş meğer. Bisikletli tacizci bisikletinin tepesinde bakkalın önünde oturuyor. O sinirle onu görür görmez  bisikleti nasıl yere ittiğimi hatırlamıyorum. Bi yandan da bağırıyorum salağa! O da üstüme gelip,  öyle birşey yapmadığını söylüyor ama o yüzü nasıl iyi hatırlıyorum.Neyse, bakkal çocuğu durdurunca  koşa koşa eve gidiyorum

Sonra da nasıl olduysa bunu unutuvermişim. Atlatmama rağmen de hatırlayınca biraz ter döktüm. Ha sorarsanız o tacizciyi tekrar gördün mü diye. Evet gördüm. Lüks bir siteye güvenlik görevlisi olarak girmiş. Şaka gibi.

27 Temmuz 2012 Cuma

Hayatta yaptığımız her şey sanki ana babalarımızın gözüne girmek için; en azından öyle gözlemliyorum. Seçtiğimiz iş, evlenmek için tercih ettiğimiz insanlar ki özellikle bunun üzerinde durmak isterim de kendimi yormak istemiyorum. Herkes başarısız olduğu ilişkilere bir baksın bence cevabı bulmak için. Kimin normlarına uymadığınız için o ilişki biitmiş ya da hiç başlamamış. Yaşarken pek de farkedilmiyordur gerçi de araştırmacı gazeteci ruhlu, kendini didiklemeyi seven insanlar birşekilde bunu farkediyorlardır.Ne de olsa bir yaştan sonra ki otuzdan sonraya tekamül ediyor, insanoğlu anne babasının karakterine dönüş yapıyor. Ana baba toprağıyız ne de olsa. Kesin olarak karşı çıkayamayacağız tek şey de bu. Gerçi ben dünyayı kurtardım desem , annem  yine de bundan tatmin olmayıp bana başka bir örnekle geri dönebilir. Buna da alışıyor insan tabii.

6 Temmuz 2012 Cuma

Mavi tulumlu şiir


Şimdi hepimizin arasındaki boşluktan sözediyorduk, Gül
Kurtulmaya çalıştığımız şeyden, aramızdaki iplerden.
Hepimiz mavi tulumlu çocuklardık, Gül,
Pembemavi kovalarında birbirini taşıyan.
Eğer kavrasalardı konuşsalardı duysalardı, Gül, sevgiyle.
İçlerinden çıkarıp alabilseydik çam dikenciklerini.
Ya da bakabilselerdi yıldızlara
İlk çocukluk gözleriyle, radyoyla, ayla, ayla.
Onların Y-antikorları yok, Gül, Ne dostlarını tanıyorlar ne düşmanlarını.
Yok teleskoplarının ucunda pembe gül yaprakları!
Göremiyorlar, Gül, Seni!

Lale Müldür

3 Temmuz 2012 Salı

İnsanın yaşına ve yaşanmışlıklarına göre hayranlık duyduğu insanlar ve olaylar da değişiyor. Geçen Levent taraflarında korkunç bir trafiğin içinde kaldık. Nasıl kördüğüm! Anlatmaya dilim yetmiyor. Bizim şöför indi ve iki saniye içinde herkese direktif vererek trafiği çözdü. Gördüm ki trafik zekası diye bir şey de söz konusuymuş. Malum herşeyin zekası var artık. Gerçi bu  tür analitik zekanın bileşim kümesinde de olabilir.İlginç de aslında; ortaokulda yıllarca çalıştığımız kümeler konusu sen burda karşıma çık! Olacak iş değil. Sen öğren de kenarda dursun diye boşuna dememişler.
Neyse, otobüste tabii şöföre bir goygoylar, bravolar; haklı olarak tabii. Harward'larda tarih politika okuyup, hala 'İstanbul'da beni yerler mi?'' muadilinde soru soran insandan çok daha hayranım kendisine. Fırsatı olsa bi dünyaya da el atsın isterim. O şekil yani...