12 Ağustos 2012 Pazar
Yağmurlu havalarda uçakla seyahat etmekten hiç hoşlanmıyorum. Ne yazık ki yarın da hava kapkara bulutlu ve yoğun yağmurlu olacağa benzer. Büyük ihtimal yine uçakta alakasız insanlarla muhabbet edecek, inişlerde de ellerini kollarını tutacağım; yapacak birşey yok. Dua edeyim de yanıma oturan konuşkan bir kadın olsun.
7 Ağustos 2012 Salı
4 Ağustos 2012 Cumartesi
Kendi kendime
Her kadının mutlaka kalbinin bir köşesinde sakladığı bir taciz hikayesi vardır diye düşünüyorum. Ya da bilemiyorum; çünkü bu taciz olaylarının en baş edilmezi insanın küçükken başına geliyor. Belki çok steril yaşayanların başına gelmiyordur diycem çok da inanmadan. Tut aklında! Ben çocukluk çağlarında yaşadığım taciz vakalarının önemine üstünden on beş sene falan geçince vakıf oldum. İlk anımsamayla başlayan tansiyon düşmesi, depresif haller, vücudundan nefret etme halleri belli bir sonra ;ama asla hızlıca değil düzelmeye başladı.
Geçenlerde yine bisiklet bisikletli çocuklar falan derken aklıma ''dannnn!!!'' diye onsekiz yaşında yaşadığım taciz olayı geldi; ama nasıl geliş. Üniversitesi sınavını yeni kazandığım, hayatı pembe pembe gördüğüm günlerden birinde akşamüstü arkadaşımı evine bırakmaya duruyorum. Eve varmama bi on dakika kala arkamdan hızla gelen bisikletten koca bir el popomu avuçluyor. O andaki korkum, acizliğim ve en kötüsü acaba birileri gördü mü diye etrafı kolaçan edişim ve tacizcinin o gülen iğrenç suratını şu dakika bile hatırlıyorum. Korku içinde eve gidip erkenden uyuduğum da hala aklımda. Bu olaydan birkaç gün sonra başka bir sürpriz beni bakkalın önünde bekliyormuş meğer. Bisikletli tacizci bisikletinin tepesinde bakkalın önünde oturuyor. O sinirle onu görür görmez bisikleti nasıl yere ittiğimi hatırlamıyorum. Bi yandan da bağırıyorum salağa! O da üstüme gelip, öyle birşey yapmadığını söylüyor ama o yüzü nasıl iyi hatırlıyorum.Neyse, bakkal çocuğu durdurunca koşa koşa eve gidiyorum
Sonra da nasıl olduysa bunu unutuvermişim. Atlatmama rağmen de hatırlayınca biraz ter döktüm. Ha sorarsanız o tacizciyi tekrar gördün mü diye. Evet gördüm. Lüks bir siteye güvenlik görevlisi olarak girmiş. Şaka gibi.
Geçenlerde yine bisiklet bisikletli çocuklar falan derken aklıma ''dannnn!!!'' diye onsekiz yaşında yaşadığım taciz olayı geldi; ama nasıl geliş. Üniversitesi sınavını yeni kazandığım, hayatı pembe pembe gördüğüm günlerden birinde akşamüstü arkadaşımı evine bırakmaya duruyorum. Eve varmama bi on dakika kala arkamdan hızla gelen bisikletten koca bir el popomu avuçluyor. O andaki korkum, acizliğim ve en kötüsü acaba birileri gördü mü diye etrafı kolaçan edişim ve tacizcinin o gülen iğrenç suratını şu dakika bile hatırlıyorum. Korku içinde eve gidip erkenden uyuduğum da hala aklımda. Bu olaydan birkaç gün sonra başka bir sürpriz beni bakkalın önünde bekliyormuş meğer. Bisikletli tacizci bisikletinin tepesinde bakkalın önünde oturuyor. O sinirle onu görür görmez bisikleti nasıl yere ittiğimi hatırlamıyorum. Bi yandan da bağırıyorum salağa! O da üstüme gelip, öyle birşey yapmadığını söylüyor ama o yüzü nasıl iyi hatırlıyorum.Neyse, bakkal çocuğu durdurunca koşa koşa eve gidiyorum
Sonra da nasıl olduysa bunu unutuvermişim. Atlatmama rağmen de hatırlayınca biraz ter döktüm. Ha sorarsanız o tacizciyi tekrar gördün mü diye. Evet gördüm. Lüks bir siteye güvenlik görevlisi olarak girmiş. Şaka gibi.
27 Temmuz 2012 Cuma
Hayatta yaptığımız her şey sanki ana babalarımızın gözüne girmek için; en azından öyle gözlemliyorum. Seçtiğimiz iş, evlenmek için tercih ettiğimiz insanlar ki özellikle bunun üzerinde durmak isterim de kendimi yormak istemiyorum. Herkes başarısız olduğu ilişkilere bir baksın bence cevabı bulmak için. Kimin normlarına uymadığınız için o ilişki biitmiş ya da hiç başlamamış. Yaşarken pek de farkedilmiyordur gerçi de araştırmacı gazeteci ruhlu, kendini didiklemeyi seven insanlar birşekilde bunu farkediyorlardır.Ne de olsa bir yaştan sonra ki otuzdan sonraya tekamül ediyor, insanoğlu anne babasının karakterine dönüş yapıyor. Ana baba toprağıyız ne de olsa. Kesin olarak karşı çıkayamayacağız tek şey de bu. Gerçi ben dünyayı kurtardım desem , annem yine de bundan tatmin olmayıp bana başka bir örnekle geri dönebilir. Buna da alışıyor insan tabii.
6 Temmuz 2012 Cuma
Mavi tulumlu şiir
Şimdi hepimizin
arasındaki boşluktan sözediyorduk, Gül
Kurtulmaya
çalıştığımız şeyden, aramızdaki iplerden.
Hepimiz mavi tulumlu
çocuklardık, Gül,
Pembemavi kovalarında
birbirini taşıyan.
Eğer kavrasalardı
konuşsalardı duysalardı, Gül, sevgiyle.
İçlerinden çıkarıp
alabilseydik çam dikenciklerini.
Ya da bakabilselerdi
yıldızlara
İlk çocukluk
gözleriyle, radyoyla, ayla, ayla.
Onların Y-antikorları
yok, Gül, Ne dostlarını tanıyorlar ne düşmanlarını.
Yok teleskoplarının
ucunda pembe gül yaprakları!
Göremiyorlar, Gül,
Seni!
Lale Müldür
3 Temmuz 2012 Salı
İnsanın yaşına ve yaşanmışlıklarına göre hayranlık duyduğu insanlar ve olaylar da değişiyor. Geçen Levent taraflarında korkunç bir trafiğin içinde kaldık. Nasıl kördüğüm! Anlatmaya dilim yetmiyor. Bizim şöför indi ve iki saniye içinde herkese direktif vererek trafiği çözdü. Gördüm ki trafik zekası diye bir şey de söz konusuymuş. Malum herşeyin zekası var artık. Gerçi bu tür analitik zekanın bileşim kümesinde de olabilir.İlginç de aslında; ortaokulda yıllarca çalıştığımız kümeler konusu sen burda karşıma çık! Olacak iş değil. Sen öğren de kenarda dursun diye boşuna dememişler.
Neyse, otobüste tabii şöföre bir goygoylar, bravolar; haklı olarak tabii. Harward'larda tarih politika okuyup, hala 'İstanbul'da beni yerler mi?'' muadilinde soru soran insandan çok daha hayranım kendisine. Fırsatı olsa bi dünyaya da el atsın isterim. O şekil yani...
Neyse, otobüste tabii şöföre bir goygoylar, bravolar; haklı olarak tabii. Harward'larda tarih politika okuyup, hala 'İstanbul'da beni yerler mi?'' muadilinde soru soran insandan çok daha hayranım kendisine. Fırsatı olsa bi dünyaya da el atsın isterim. O şekil yani...
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
