Terapiye gitmeye başladım. Daha çok bebek ama. Dört seans kadar gittim. Param olduğu sürece de gitmek istiyorum. Çok tıkandığımı hissetmedikçe ya da tıkandığını hissedince belki biraz sabrederek. Terapiye giden birkaç arkadaşımın bu konuda çok yol katettiklerini görünce bir adım atmak istedim. İnşallah bana da faydalı olur. Terapist, terapi enteresan bir süreçtir ve bilinçaltınızı da aktif hale getirir . Birden bire olmadık bir şeyi hatırlar cevabını bulursunuz dedi. Görebildiğim kadarıyla sabırlı olmak da anahtar kelime. Geçen hafta panik endişe halinde gittim. Belki hep sağdan soldan işittiğim şeyleri farkedicem; ama bu kez aktif olucak.
Geçenlerde bir arkadaşımın lafına çok bozuldum mesela; ama şu sıralar o söyleyeni geçtim;işimiz insanlarla değil. O lafta beni bu kadar rahatsız eden şeyi çözmeye yöneldim. Ferahladım. Onun üzerine çalışmalıyım diyorum. İnsan aynı insan;etten kemikten. Öte yandan her şeyi üstüme almamayı başarmak, gavurun deyişiyle ''dont take it personal'' da ite ite kafama sokacağım düsturlardan.İşte böyleyken böyle. Bakalım neler olucak.
29 Temmuz 2017 Cumartesi
25 Temmuz 2017 Salı
What do Turkish people imply when they are tutting?
13 Temmuz 2017 Perşembe
kargaşa
Geniş geniş yaşamayı unutmuşum İstanbul'da. Plansız programsız yaşayamıyorum. Bundan da pek şikayetçi değilim. Dakikasını planlayan bir insan değilim ama bir gün evvel de aşağı yukarı ne yapacağımı kimle buluşacağımı bilmek istiyorum. Ünye'de arkadaşlarımla bir gün evvel plan yapmaya çalışıyorum; nafile. Tabii çoluk çocuklu olmanın da etkisi var ama onların daha planlı olması gerekmez mi? Diyorum ki yarın ne yapıyoruz? Biz seni ararız diyorlar. Ertesi güne 13.00'de plan yapmak için arıyorlar. Ben de o saate planımı çoktan yapmış oluyorum. Sonra gelsin kırgınlıklar,küskünlükler,sen de hep böyle yapıyorsunlar. Aslında haklı ya da haksız yok ama her iki tarafın da farklı rutinleri görme biçimleri var. Bunu özellikle not etmek istedim. Tuhaf bir iletişimsizlik örneği. Ben acaba 13.00'e kadar arar mı aramaz mı günüm gider mi diye düşünerek istediklerimi sıraya koyarak önümğ görmeye çalışıyorum. Diğeri de taşranın verdiği ağırlıkla önümüzde saatler var yaparız bir şeyler kafasında.
8 Temmuz 2017 Cumartesi
muhtar
Bugün Ünye'nin en yaşlı insanını kaybettik. Muhtar Cemil,1921 doğumlu. Bence daha erken doğmuş bile olabilir. Buralarda benim yaşta insanların bile kimliği geç çıkartılmış olabiliyor. Adamcağız Cumhuriyet'in ilanından bir sene sonra doğmuş. O zamanki kayıt işleri artık Allah ne verdiyse diye düşünüyorum. Neyse, ben adamla yüz yüze gelip iki kelam etmiş değilim;ama gördüğüm, anne babamın ilişkide olduğu biriydi. Benim ayıbım! Burada yaşarken başka şeylerin peşinde koşmaktan akıl edememişim. Ama bu sene gelini Hanife Teyze'ye ben gelene kadar yaşatın muhtarı dedim;vadesi yetmedi. Neyse, yaşlı insanlarla konuşmayı dinlemeyi çok severim. En hayattan ders almamışında, atıyorum karısına çok kötü davranmış olanında bile bir nedamet ben yaptım sen etme eğilimi oluyor. Muhtar da otuz sene mahallenin muhtarlığını yapmış, zaman zaman insanlar gururuna yediremediklerinden karşısına aday olarak bile geçememişler. Şimdi babamın demesine göre, yine seçilirmiş ama 30.senenin sonunda eyvallah deyip çıkmış. Birkaç sene evvel Hanife Teyze şöyle bir anısını anlatmıştı; bir parka gitmişler ailecek. Tam yemeklerini yiyecekken bayılmış Muhtar, o sırada orada bulunan bir doktor müdahale etmiş ve açmış gözlerini ve şunları demiş; 'Şu ağaca bak ya şu çiçeğe, şu renklere kırmızıya. Bu dünya nasıl bırakılır da gidilir.Dünya çok güzel yaşamak çok güzel'' . İşte bu tarihi sözler benim kafama çakıldı. Ha neresi tarihi? 93 yaşında olsan da bu gerçeğin hiç değişmeyeceği. Öte yandan, dedemi hatırlıyorum 75'inde başlamıştı ölmek istiyorum hayattan zevk almıyorum iye. Tabii ki kimsenin hatası yok. Kimisi öyle kimisi böyle. Böyle de efsanevi cümleler kuruyorum işte).
Muhtar solcu,insan seven ve karısıyla çok kavga eden güzel bir insanmış. Hanife Teyze kavgalarını anlattıklarında çok güldüğümü hatırlıyorum. Nurlar içinde...
Muhtar solcu,insan seven ve karısıyla çok kavga eden güzel bir insanmış. Hanife Teyze kavgalarını anlattıklarında çok güldüğümü hatırlıyorum. Nurlar içinde...
28 Haziran 2017 Çarşamba
veda
Vedalarda oldu bitti zorlanıyorum. Bu hafta uzun zamandır ders verdiğim ve artık Türkiye'den ayrılacak olan iki öğrencimle vedalaştık. Biri İsveç'e biri İngiltere'ye dönüyor. Ben öğreti delisiyimdir. Birinden bir şey öğreneyim onu da kendi öğretim yapayım diye deliye dönerim. Öyle ezbere iş olmayacağını da bilirim ama bu merak beni kendine bağlar insanlara küçük küçük sokulurum. Bu iki öğrencim de bana epey bir şey öğrettiler. Zaman zaman itip silkelediler. Ben de onlara Türkçe, İstanbul'da yaşam taktikleri verdim. Neticede ikisiyle de çok iyi anlaştım ve sevdim. Gitmelerine de üzülüyorum elbette. Neyse, bu fotoğrafı da buraya koyuyorum ki yıllar sonra ömrüm olur da yaşarsam dönüp bakayım ne de güzel günler olduğunu kendime hatırlatayım. Malzemem insan ve hikayeler işte...
18 Haziran 2017 Pazar
hafıza
Fil hafızam beni öldürücek. Neden çoğu şeyi hatırlıyorum? İnsan dört yaşında yalancı memeyi nasıl bıraktığını hatırlar mı? Ben hatırlıyorum. Hatırladıklarım içinde çocukluk arkadaşım Sariye de vardı. Çocukluk derken de sanırım 5-9 yaşları arasında... Çocukluğumun en belirgin yıldızıydı Sariye. Koca bahçede sabah başlar öğle yemeğini onlarda yer uçsuz bucaksız çocukluğumuzun keyfini çıkartırdık. Sariyeler Osmaniye'den gelmişlerdi. Sariye Esmer kısa boylu çok konuşkan dışa dönük ve bıcır bıcır bir kızdı. İlk karanfillli kurabiyeyi onlarda yedim. Hatta Toyga çorbası adı verilen bir yemek olduğunu da. Aynı yemeği yıllar sonra market raflarında knorr hazır çorba köşesinde görecek ve şaşıracaktım. Toyga çorbası şahaneydi! Facebook çıkınca ilk iş Sariye'yi aramak oldu facebooktan. Çünkü anne babası tayin istemiş ve memleketlerine dönmüşlerdi ve araya uzunca bir zaman girmişti. Sariye'ye mesaj attım facebook'tan; ama beni hatırlamadı:) Kız benim anılarımda çok taze olduğundan ben ısrarla illa hatırlatıcam diye debelenip durdum. Sariye de baktım hatırlayamadıkça çok mahpçup oluyor ve üzülüyor... Dedim ki Sariye'cim üzülme, ben seni anlıyorum; ama şahane oyunlar oynadık küçükken ve sen benim en şahane çocukluk arkadaşımdım.Bir gülme bir de üzülme ikonu yazdı. Zavallı kızcağız kafayı yemiş olduğumu da düşünmüş olabilir tabii. Neyse, ekleşmedik ama ortak tanıdıklarından haberlerini alıyordum. Çok genç evlenmiş akabinde boşanmış ve boyu kadar oğlu varmış. Hemşire olmuş yine bıcır bıcır derken... Dün arkadaşlarla şahane bir yemek yedik ve o kadar güldük ki delice . Eve geldim açtım fcebooku ''Sariye arkadaşımız bir kaza sonrasında vefat etmiştir''yazıyor. Bendeki etkilerini yazmak saçma tabii...Üzüldüm çok. Hayat dolu bir insan olmaya devam etmiş yetişkinliğinde de aynen çocukluğundaki gibi. Annesi babası ve oğlu... umarım zaman ilaç olur bir şekilde. Kendisi de nurlar içinde yatsın... Bunlar çok klişe ama insana da iyi geliyor bir parça. Hayatta iyilikten güzellikten başka bir şey kalmıyor insanın yanında.
4 Haziran 2017 Pazar
Annemin bir halası vardı;uzaktan bir hala. Kızını çocuk yaşta kaybetmiş sonra da kocasını ...O sıralarda da durumlar artık nasılsa tek başına evinde yaşamayı mı tercih etmemiş annemin dayısının bir odasına sığınmış. Evin arka tarafında bir oda... Benim için kabus gibiydi oda. Aslında ferahtı. Bir yatak, bir gardrop güneş alan koca pencereler ve duvarda sert sert bakan Mehmet Akif Ersoy'a benzeyen bir adam;kaşlar çatık. Halanın babası;kadı baba. Kadıymış şimdinin hakimi. Biz annemle bu halayı çokca ziyaret ederdik. Beş kişilik evde hep kendi başına otururdu.Evin düzeni nasıldı o zamanki aklıımla buna çok dikkat etmemişim. Balkona çıkardı tek başına. Ben pencereden bakarken onu dalgın dalgın omuzları düşük denize baktığını hatırlıyorum. En fazla 65 75tir o sıralarda diye düşünüyorum. Denize gidilirdi, video player olması sebebiyle hep o evde toplanılırdı, kapı önlerine çıkılırdı;ama o öyle arka odasında otururdu. Bazen okuldan gelirken pencere kenarında otururduğunu görürdüm. Bir yerlerden dönerken mahalleye girişte sizi karşılayan yaşlılar vardı;pencere kenarlarında oturur, uzun uzun bakar belki bir kısmı da tesbih çekerdi?Bir dönem çocuk genç olmuşlardı, çocuklarına köfte yapmışlar denize götürmüşlerdi. Benim için yeni yeni başlayan hayat onlar için çoktan bitmişti de şalter kapanmış ölüm bekleniyor gibi. Şimdi mahallede pencere önünde karşılama yapan yaşlı da kalmadı. İnşallah kimse de kendini öyle bir yaşlılığa mahkum etmez. Neyse bu hala'yı nereden hatırladım? Geçen annemle konuşurken dedim ki, beni hep birşeyler aldırmaya yollardı ve katiyen para üstünü geri almazdı. Ben para üstünü verince ''Ay o ne, istemem ben istemem. Sen şeker alırsın '' derdi.Bana verirdi. Bir de öyle bi tatlılık vardı mahallede genel olarak. Şükür arsız olmadık. Benim için şahane zamanlardı; Salli Hala ve daha nicelerini böyle yavaş yavaş hatırlıyorum ve unutmamak için de yazmak istiyorum. Çocukluğumda yaşlı insanlarla çok arkadaşlık ettim. Güzel güzel beni dinlediklerini hatırlıyorum, gülümseyerek. Huzur içinde uyusunlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)