12 Aralık 2025 Cuma

Cesur Kadınlar- ben değil

 Yıllar sonra tekrar  birilerine heyecan duyduğum için mutluyum. Öte yandan tanıdık olan patternimin dışına çıkamadığımın farkındayım.  İlişkiye dönemeyecek birine gönül-tam olarak veremesemde- vermek, kendi güvenli sınırların içinde kalmaya çalışmak, aslında ilişki istememek ama kendini istiyor sanmak. Belli bir süre sonra sona ereceğini bilecek kadar güvenmek, kendini bırakamamak. Yaşla gelen birşey değil. Sadece patternimi öğrenip ona göre davranmak. Korkmak ama artık onu da görememek. Bu ilgiye ihtiyacım var. Güvenli sınırlar içinde. Aşırı vermeye ama azla da yetinmeye... O kadar sıkılıyorum ki bundan uzun uzun yazmak bile sıkıyor.


Bu sene hiç yazmadım neredeyse. Çokça okudum ama. En aklımda kalanlar Benim adım Lucy Barton ve Napoliten serisi oldu. Tove Ditlevsen'i de unutmayayım. Onun da üçlü serisini kana kana okudum. Beni Tove Ditlevsen'e ulaştıran yazar ise Vigdis Hjört oldu. Söyleşisinde Tove Ditlevsen'i çok sevdiğini ve yazınından çok etkilendiğini okumuştum. İkisi de akıllı, samimi ve cesur. Cesur kadınları seviyorum. Cesur kanlar elbette buna önem vermiyorlar. 

7 Temmuz 2025 Pazartesi

buraya geliyorum, yeni içerikleri hüpletiyorum ve gidiyorum. burada başka bir personayım. Öğretmen gül değilim. gerçi son zamanlarda öğretmenlikte de birkaç detay dışında aynı insanım. başarısızlıklarım başarılarım ortada. öğrencilerime daha çok başarısızlıklarımdan bahsediyorum. mesela lise1 de matematikten gerçek anlamda nasıl sıfır aldığımı söylüyorum. şaşırıyorlar. valla diyorum ben de şaşırıyorum. korkak bir insanım, neden çalışmadım, anlamadım, üzerine gitmedim? ilgimi çekmiyordu büyük ihtimalle. bir kalıba koyamıyordum, bu sayıları simgeleri neden öğrendiğimi ne yapacağımı bilemiyordum. tıpkı oturup tarih coğrafya çalışamadığım gibi istemediğim dikkatimi çekmeyen bir şeyin başına oturamıyordum. hala öyleyim. yapabileceğim bir şey olsa da asla ve kat'a ilgimi çekmeyen , sevmediğim bir konuda başarı gösteremiyorum. İngilizce en sevdiğim dersti mesela, keza türkçe de öyle. kana kana çalışır, okurdum ikisini de. İngilizcenin bana farklı dünyalar insanlar kazandıracağını da düşündükçe gaza basardım. çok da başarılıydım.her şeyi ama her şeyi okurdum. o zamanki çalışkanlığımı da özlüyorum. Öğrenme aşkı. Üniversitede edebiyata politikaya, tarihe, psikolojiye kaydı ilgi alanlarım. şimdi bekar çocuksuz istanbul'da tek başına yaşayan bir İngilizce öğretmeni olarak kendimi bu iki ayı boş geçirmeden aynen o lisedeki beni tekrar bulmak için, üniversitede de olur, bir plan yapmak istiyorum. Sabah uyanayım, kahvaltı yapayım ve klimalı bir kafeye atatım kendimi. yapacaklarımı yapayım.. Mesela bir blog yazısı yazayım, yabancılara türkçe kitabımı yazayım ( çok detaylı değil) okuyayım okuyayım. sonra eve gideyim. yemeği yiyeyim. derslerime hazırlanayım. hala ders vermeye devam ediyorum. arkadaşlarımla buluşayım. yürüyeyim. İngilizce çalışayım. yazmasıydı okumasıydı daha da iyi olsun. Seyahat de etmek istiyorum. ama sıcak sevmiyorum. Antalyaya gideyim, yüzeyim. okuyunca ne kadar yalnız oldu. yok o kadar yalnız değilim:) çok yalnız hissettiğim zamanlar oldu ama:) neyse buraya bi güncelleme yazarım umarım

20 Şubat 2025 Perşembe

Sevilenlere veda ederken

 Geçende instagram dünyasından tanıdığım biri,gencecik hayata veda eden arkadaşını şu şiirle uğurlamış. Şair Barış Pirhasan. O da babasına veda ederken yazmış. İçim sıcacık oldu. 


Şiirlerimizi sevmezdik birbirimizin
Bence onunkiler takır tukur, onca benimkiler sulu sepken
Sonra günlerden bir gün bir şiirini okurken
Dank etti kafama: Babam değil ki bunu yazan, gencecik bir komünist
İmrendiğim deli fişek militanlardan biri
O zaman bir muhabbet kapladı içimi
Öyle kurtuldum oğul olmaktan
Ama sabırla bekledim ölmesini.

Güle güle git genç adam, her canlı gibi, balık, kirpi, kaplan, yaban kazı gibi git
Özlediğin kanatlar, yüzgeçler, hepsi senin şimdi
Ohhh diye esiyor rüzgarın git buralardan, görev tamam
Şimdi bilmenin vakti bilmediklerimizi
Nehirler, bulutlar, trenler, gemiler gibi git dünyayı dolaş
Müjdeler olsun, insan olma faslı bitti
Artık gönlümce, korkmadan, kırılmadan, utanmadan sevebilirim seni.

Sonra yine bir başka tanıdık babasına veda ederken İlhan Berk'in şiirini paylaşmıştı. Aynı hislerle seviyorum iki şiiri de.

İlk defa bu kadar iyi farkediyorum

bu yüreği paramparça uçan kuş

Bu çamur gibi gökyüzü

Bu deniz, bu garip karınca

Cihanda ümit ölmez deyip yaşamışlar

Her şey bir başına yaşamış bundan önce

Toprakta bir başına yürümüş kökler

Gecenin içinde bir başına uzamış ovalar

Yalnızlıklarını duyurmayacağım bundan böyle

Bir daha hiçbirine...

17 Şubat 2025 Pazartesi

ciao

 eskiden gün içinde kafamda bol bol konuşur, akşam eve gidince bunları bloguma yazıcam derdim. Çoğu zaman yazamazdım. Şimdi de bol bol konuşuyorum; ancak asla eve gidince bunları bir kenara not edeyim demiyorum. Gelişi güzel yazıyorum ve bloguma bile demiyorum. Kafam karışık. Her zamanki gibi değil bu. Yeni bir okula geçtim, geçiciyim. Okulum güzel. Öğrenciler belli bir sıralamada. İsteksizler. Hiçbir şey e heyecan duymuyorlar. Sadece derslerin son on dakikasında cep telefonlarını ele alacakları zaman yüzleri kızarıp nefesleri hızlanıyor. Ülkeyi topsuz tüfeksiz teslim ettik.Neyse, eski okuluma. göre çok ileride. Kafam karışık... Geçen muhafazakarlık konusunda kafası oldukça karışık bir erkek öğretmenle konuşuyorduk. Akşama ne yapacaksın dedi. Taksim'e gidiyoruz dedim arkadaşımla. Sonra bana döndü dedi ki sen de Taksim'de içki içip saçlarına bulaştırıp kusarsın Allah bilsin dedi. Şaşırmadım, gücenmedim. Binlerce kez böyle sorularla muhattap olmuşluğum var çünkü. Biraz konuşkan , rahat, gülmeyi eğlenmeyi seven seküler bir kadınsan bu bileti sana çoktan keserler. Oysaki ben içmem ve sarhoş olmam. Ama artık bunu açıklamaya çalışmak beni çok yorar. Ben muhafazakarlığın binbir çeşidini görüp kabul etmişken, karşımdakinin hep aynı ezberden gidip yine olayı en temel hatlarıyla beni fazlasıyla görmek istediği yere koyup rahat etmesi gerekliliği üzerine belli ki tüm bunlar. Beni o bildiği modern kadın kisvesi altında illa ki saçı kusmuklu kadın kategorisine koyacak. Açıklamadım kendimi. Kendisini seviyorum. Tatlı biri. Muhafazakar dememin nedeni de kendini öyle açıklaması.


 Şu sıralar oldukça tembelim. Yapmam gereken ama yapmak istemediğim hiçbir şeyin üstünde durmuyorum. Kendimi bu konuda eğitemedim. Zaman zaman rüyamda lise yıllarında sıkıştığım sınavlar geliyor. Ve üniversite sınavındayım hep bir şeyler aksi gidiyor. Soruları yetiştiremiyorum, kopya çekeceğim kişinin yeri değişiyor, hoca başımda duruyor, kopya çektiğim belli oluyor. Okul hayatım başarılıydı aslında ama sevmediğim derslerde büyük başarısızlıklara imza atardım. Matematikten 1 değil 0 çekmek gibi. Gıdım çalışmamak gibi. Tabiatım böyle. Anlamayacağıma ikna olmuşsam ve devamında istemiyorsam o masanın başına oturamam ve sittin sene bu sınavları bilinçaltı rüyası olarak görürüm. Bu yetmiyor gibi , bu rüyalara 2017-2018 sonu görüştüğüm bir adam da tebelleş oldu. O kadar rahatsız ediyor ki beni onu rüyalarımda görmek, kapısını çalmak ve korkunç birisin demek istiyorum. Sırf bunu dememek için de telefonunu her bir noktadan sildim. İşte yaş. 44 hareketler 14. Ruh yaşlanmıyor. Olgunluk başka özelliklerimde vuku bulmuş. Durmadan ne kadar yazıyorum görmek istedim. Bu kadarmış. Eskiden yapmadığım bir şeyi yapayım. Öpüyorum kendimi. Nasılsa birkaç güne döverim ve bu da beni pek rahatsız etmez. Ciao

23 Haziran 2024 Pazar

 Okulun birmesine son bir hafta. Mide ağrım okul kelimesini duyunca daha çok artıyor gibi geliyor. Mide demeyelim de reflü diyelim. Bazı şeylere ve insanlara karşı içimde kesinlikle durduramadığım bir öfkem var. Artık özrü de kimseden esirgemiyorum. En çok da uğraşmak istemediğim insanlardan. Cidden o ruh halinin içinden çıkmak, laf anlatmamak, kendimi savunmak bile istemiyorum. Yeter ki kurtulayaım. Sonrasında da beni boş yere uğraştıran ,üzen bu insana saygı duymuyorum. Bir konuda zaten kırk kere düşünüyorum haklılığımı haksızlığımı.


Bu hafta öğrencim Ann geldi İstanbul’a . Sabahları kendi tarihi yerleri müzeleri gezdi. Ben de onun tek gidemeceği yerleri gezdirdim, Türkçe konuştuk. Güzel geçti. Kitap okudum, ve bugün nihayet uzun uzun uyudum. Geçen hafta bir Fransız öğrencim evlatlık olduğu çocuğundan bahsetti. Çok tatlı bir insan. Ketum da biri. Bana bunu anlatınca, özellikle havaalanındaki bir andan, zaten ortadüzey depresyon teşhisi almış biri olarak ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ağlamadım, çok yumuşadı ortam , anlatması zor huzur dolu bir an oldu. Adama sıkıca sarılmak falan istedim. Tabii onun bu anı anlaması o kadar imkansız ki… Benim arabesk duygularımı anlamasına imkan yok. Olayın backgrounduna pek deyinemiyorum tabii. Onları bilmeyince de biraz tuhaf kaçabilir benim hislerim. Neyse, şu dersimiz bir an önce gelse de uzun uzun konuşsak diyordum ki ders ertelendi. Nedense hep böyle oluyor. Bir şeyi ne kadar istersem o anda, bu dünyanın en eğlenceli şeyi olmayadabilir, hop o gün bir ertelenme. Çok denedim bunu. Vardır hayatın bir bildiği herhalde.

Ne kadar çok insan tanıdım. Haarika hikayeleri olan insanlar. Anlattıklarını kadarını biliyorum elbette. Şu sıra instagramda diyor ya bir insana verilen en cömert hediye onu dikkatle dinlemektir. Buna katılıyorum. Kuzenim sen insanları o kadar dikkatle dinliyorsun ki insanlar susmadan konuşuyor diyor. Herkesi dinleyemiyorum gerçi. Okuldaki öğrencilerimi de dinlerim. Genel de enteresan şeyler anlatırlar. Özellikle 5. Sınıftaki öğrenciler, henüz anne babadan çok etkilenmemişlerse çok özgün anlatım biçimleriyle dikkatimi çekerler. Anlatmışımdır burada yıllar evvel belki Bir öğrencim sabahtan akşama kadar salıncakta sallanan, ve hayvanlarla çok iyi bir dostluğu olan dedesinden bahsetmişti. Adamın akıbetini o kadar merak ediyorum ki öğrencim de anlattığın da ağzım açık dinlemiştim. Dedesinin salıncaktan torunları için bile kalkmadığını ve köyden biraz uzaklaştığında tüm hayvanların nasıl da ağladığından bahsetmişti.


Bu aralar instagrama da dadandım. Herkes ne mutlu! Şaka bir yana bazı insanları mutlu görünce öyle mutlu hissediyorum ki dua bile ediyorum. Hep böyle gitsin diye. İmalı konuşan birkaç kişiyle artık pek de görüşmediğim için aşırı mutluyum. Feleğin çemberinden geçmiş bir insan hala saf olabilir mi? Retorik bir soru. Kafam çok karışık olduğu için yazmak istedim. 

3 Haziran 2024 Pazartesi

 Çok zor bir okul yılı oldu. Meslek hayatımın 22. Yılını Eylül’de tamamlıyorum. Bu sene çok ama çok yoruldum, moralim bozuldu . Artık gitmediğini hissediyorum bir şeylerin. Öğrenciler değişti, öğretmenler değişti, ortamlar liyakatsiz. Tecrübeye değer verilmiyor. Veliler her şeye karışıyor olmayan bilgileriyle. Artık daha fazla dayanamıyorum. Geçen bir öğrencinin sözlü notuna 70 verince , veli oturduğu yerden açmış ağzını yummuş gözünü. Üslubunuza dikkat eder misiniz deyince de ‘kişisel almayın, çocuğumun notu hakkında konuşmak benim en doğal hakkım’. Bu araada bir önceki cevabında da beni şikayet edeceğini söylüyordu. Sanıyorum bir yerlerde karşısındakini susturma yöntemi olarak ‘kişisel alma’yı görmüş. Olabiilir! Ağzımdan , kalvyemden çıkan her bir cümlenin duvarlara çarparak bana geri geldiğini ve ağzımın içine geri girdiğini hissediyorum. Genç meslektaşlar bambaşka… Sadece tecrübeli değil çalışkan da bir öğretmenimdir. 22. Yılımda hala ilk yıllarım gibi çalışabiliyorum; aancak sabrım kalmadı artık. Dönem bitsin , telefonumu kapatayım ve hiç konuşmayayım istiyorum. Bu sene okulda hakkımda da haksız bir soruşturma açılınca ve arkamdan bana nasıl oyun oynandığını da görünce deliye döndüm. Onun ardından sindirim bozuklukları başladı midemde, reflü başladı.Çok enteresan! Ben ki ne mücadeleciyimdir artık ağzımı bile açmak istemiyorum. Ağzımı da açınca o kadar sert oluyorum ki insanlar benden korkuyor gibi geliyor. Ama yazıcam artık benim bılogum benim köşem! O kadar vasat o kadar vasatlar ki elim kolum kanadım kırılıyor. Neyse henüz ölmedim. Ölmedim ama bu mesleği 58 yaşıma kadar yani 14 yaşıma kadar yapamayacağımı biliyorum.Allah yüzüme bakar inşallah!

11 Nisan 2024 Perşembe

Kimin sesi?

Bayram ziyareti için yanıma gelen teyzemler arkadaşlarını ziyarete gidince ben de kendimi ilk iş İstiklal'e attım. Türkiye'de görünmez olmak için en iyi şehir İstanbul. Doğup büyüdüğüm şehirde bayramın ikinci günü gelip bir kafede bir başıma kahve içsem milletin diline düşmek bir yana bir de yerel gazeteye çıkarırlar beni. Suratımı buğulamışlar😀 çok enteresan orada değilim ama bu baskıyı ben kendime koyuyorum kimi zaman. İçimden anam, teyzem, arkadaşımın annesi bazen de koca bir kasaba geçiyor. Ay memleketime kasaba dedirtmem ya. Küçük bir şehir. Bu kimin sesiydi acaba? 
İnstagrama bakmak istedikçe dönüp buraya yazmak istiyorum. Tahminimce çok okuyan uok burayı. Bu kimin sesi acaba? 
Ben de artık dikkat eksikliğimi nedir kimseleri çok uzun okuyamıyorum. Neyse benimki de onlardan biri. Bu benim sesim😘

10 Nisan 2024 Çarşamba

Instagram

 2 yıldır instagrama çok az giriyorum ve hiç gönderi paylaşmıyorum. Neden bıraktım? İnanılmaz bir bağımlılık oluştu. Oradaki kolay beğeninin iki anlamda da hastası oldum. Görünmez kurallarını okumaya başladım, kim kime niye beğeni yapmaz anladım. Derdim az gibi daha doğrusu gerçek meselelerime kafa yormak yerine bunları düşünmeye başladım. Hemen önemli bir not da düşeyim. Ben kendimden mesulüm. Diğerleri bunu nasıl yaşar bile bumem ama belli ki ben kendime gerçek hayatta oluşturduğum kurallar gibi orada da benzer sistemin içine girmişim. Bugün tekrar app yükleyip gireyim dedim. Her şey ne çok değişmiş... Alışması kolay.... Yaptığım gönderiyi ve appi hemen sildim ve blogumu açıp yazmaya başladım. Hayır dostlar zorla çıltığım bu instagram batağına geri dönemem. Buna yaşamak diyemem😀Böyle çok mutluyum. Beni likelarınızla sevmeyin. 

19 Şubat 2024 Pazartesi

 Dün bir karar verdim. Artık dışarıda yemek yemek istemiyorum. Hem çok pahalı hem de çok tatsız. Geçen mütevazı sayılacak bir. Mekana gittik. Arkadaş içinde yeşil kreması olan bir şey aldı. Neredeyse 250 tl idi fiyatı. İçinde ne var belli değil. Yeşil olan şey fıstıklı mı? Sanmıyorum. Tat yok, keyif yok… Ne yediğimi bilmiyorum. Tamam dedim. En fazla okul kantininden bir tost. Parama yazık, mideme yazık.


Gündemden uzak kalmaya da karar verdima ama onu pek beceremiyorum. Bana uzak kalmak imkansız gibi geliyor. Siyanür haberleri, ölen işçiler…Şimdi annem ve babam da burada. Ne kadar haberen uzak kalmak istesem de yılların geleneği mutlaka 7 haberlerini açıyorlar. Bu kadar yorucu bir sene geçirmemiştim. Öğretmenlik tüm vaktimi alıyor. Aktif çalışmadığım zamanda da kafam fazlasıyla dolu. Ne zaman instagrama dadanıyorum işte o zaman anlıyorum ki iyi değilim. Bir şeyleri unutmaya, bazı görevlerden düşüncelerden kaçmaya ihtiyacım var. Yoksa oranın sahte gündemi hiç de ilgimi çekmiyor. Bazen kısa kısa verilen terapi seansları gibi yazılar bile kendi içinde karikatürleşiyor gibime geliyor.

Son zamanlarda içimde çok baskın olan duygu korku. Adım atamamak, bir şeyleri atlamak, yanlış anlaşılmak, açığımın aranması bulunması, kendimi anlatmaya çalışıp anlatamamak. Bence kırkta artık dünyayı görmeye başlıyorsun. Seni ısırmak isteyenlere sen bi kenara çekil bakayım diyebiliyorsun. Bir şeyi de kökünden anlıyorsan ; bir fikir ,insan, yaşam, her ne ise onu ya alıp bağrına basıyorsun ya da tamamen atıyorsun.


30 Kasım 2023 Perşembe

 Ne yıldı… burayı sık sık açtım, yazılanları okudum. İçim dopdoluydu ama yazmak istemedim. Kendi sesimi pek de duyamadım. Yalnız da kalamadım. Hayat işte öylece akıp gidiyor herkesin de yazdığı gibi. Yapılanlar olanlar istendiği gibi olmuyor, en azından benimkiler. Akşam bir yemeğe gidicem. Orada giymek için bir şey ısmarlamıştım, İstanbul’dan çıkan kargo Adana’ya gitmiş:) Kul kurar kader gülermiş…. Oysa ki bana göre basitçe bir plandı. Olmayınca olmuyor. Şu son bir aydır, kum dökme taş dökme, idrar yolu iltihabı circleından çıkamadığımdan artık sadece sağlığıma duacım olurum. Tabii bir de sevdiklerimin … İnsan olmak zaten zor herkes için. Evet hayat yaşamak falan güzel de hep bir mücadele be kardeşim. İnsan hikayeleri de olmasa, özellikle dünyayı bambaşka görenlerin hikayeleri her şey çok daha sıkıcı olurdu. Sabah kalktım kendime şişme mont layım dedim. Renk var, beden yok. Artık böyle şeylere lanet getirecek yaşlarda değiliz. Her yokluğun ki bu yokluk sayılmaz mutlaka bir bolluk olduğunu da idrak ettiğimiz yaşa geldik çok şükür . Tabii büyük yokluklarla da sınanmak istemem. Kaldıramam.  Ancak bu kadarını kaldırabiliyorum:) Gerçekten derdimi seveyim. Hava buz gibi, yaşamaya devam!

20 Mart 2023 Pazartesi

Mobing

 Okul müdürüm tarafından mobing’e uğruyorum. Neden olduğunu bilemiyorum. Sadece bir tahminim var. Okulda bir öğretmene ambulans gelmişti ve benim dersim boştu. Bir erkek öğretmen , hocam Bengü hocaya ambulans gelmiş.Ben çekinir diye yardım edemedim, isterseniz bir bakın dedi. Gittim baktım. İdareden kimse yok kızın başında. Şaşırdım. Okula ambulans gelmesi büyük olaydır. Odadan ağlayarak çıktı. Koluna girdim. Bindirdim ambulansa gitti. Ama şaşırarak çıktım yukarı. Dedim ki arkadaşlara niye hiçkimse yoktu idareden anlamadım. Olayın aslı sonradan ortaya çıktı. Meğer bu kız müdürle odasında kavga etmiş, ardından psikolojik sıkıntıları tetiklenmiş ve ambulans çağırmış. Müdür de bu sırada ona , öğretmenler odasında söylediği bir takım şeyleri ona söylemiş. Yani ona da biri taşımış bu lafları. Sonrasında kız döndü, bana sarıldı,elinde raporu vardı. Öğretmenler odasında bulunan tüm arkadaşlara başından geçeni anlattı. O sırada Allah bilsin benim de hangi dediklerim aşağıya taşındı bilmiyorum. Mobing şekli bana selam vermemek, nöbet tutarken öğrencilere koşmayın demem, onun da arkamda gelip koşun koşun demesi. Bunu da öğrencilerimin bana getirmesi. Ve hocam şimdi koşalım mı koşmayalım mı diye sorması.Bu ilk mobingi değil. Sadece bana karşı ilk. Artık kim gelirse gelsin, benim arkam sağlam, sana istediğimi yaparım tavrının bitmesini istiyorum. Çocukluktan bir farkı yok. Beni anneme de şikayet etsen bir şey olmaz, ondan da korkmuyorum, ne yapsam anam o benim bir şey demez gibi bir şey.Bıktım usandom

11 Mart 2023 Cumartesi

Bisiklet tamircisi

 Belçikalı bir öğrencim var. Gent’te yaşıyor. Tatlı bir insan, açık. Küçük bebekleri çok sevmiyorum. Onlar doğduktan iki ay sonra işime döndüm. Aslında daha da önce dönmek istedim, diyebilen bir açıklıkta. Kadınlar bunu diyebilmeli hiç utanmadan. Okulumda bir arkadaşımla proje gezisi için 4 günlüğüne Romanya’ya gidecektik. Çocuğu bir yaşını doldurmuştu. Kendi aiesi ve vicdanından önce okuldaki anneler başlamıştı, çocuğunu nasıl bırakıp gideceksin demeye. 


Bugün Ann’la dersimiz vardı. Konu konuyu açtı ve dedi ki ‘Eşim önceden müzik yapımcısıydı’. Meraklı bir insanım ne yapayım:) hemen sordum; Emekli mi oldu? Hayır dedi,işinden bıktı. Bıraktı. Şimdi bisiklet tamircisi olmak için kursa gidiyor. Pandemi döneminde bisiklet kullanımı çok arttı; ancak tamirci çok az. Devlet hem kursa para ödüyor hem de maaş veriyor.. Ağzım böyle şeyleri çok duymama rağmen açık kaldı. Bir yandan işinden sıkılan tek insan olmadığım için sevindim. Bırakabilen insan görmek hoşuma gider. Her şeye rağmen bir yerlerde insanca yaşamın olması çok hoş. Ah dedim Türkiye ile kıyaslayamıyorum bile. Yüzüm düştü biraz. Kıskandığım için değil ama canım da sıkılıyor böyle şeylere. Ama üzülme Türkiye’de de hava çok güzel dedi.:) Kaba ve düşüncesiz biri de değil asla. Belki son cümleden onu ima etmişim gibi sanılabilir. Değil. Karşılıklı güldük. Kusura bakma dedim, bu sorular çok özele giriyor ama ben de meraklı bir insanım. O da aman boşver, özele girince daha enteresan konular çıkıyor dedi.

1 Mart 2023 Çarşamba

Yalın Tutku

 Yazacaklarımı kısacık buraya not almak istedim. Son iki haftada Annie Ernaux’un kısacık iki romanını okudum. Biri Babamın yeri, diğeri Yalın tutku. Aradığım kadın sesi meğer Annie Ernaux’muş, Direkt, dolambaçsız ama insanı saran bir edebilikle anlatıyor. Gündelik yaşamın içinde zaten varolan haliyle. Pek bir şey eklemeye gerek olmadan. Okuduğunda-tüm femistleri olduğu gibi- bundan utanmama gerek yokmuş aslında, insanlar da benzeri şeyleri yaşıyorlarmış duygusuyla. Bir kitabın yorumu elbet böyle yapılmaz ama şu yaşımda Annie Ernaux’tan da aldığım feminist kuvvetle yaşadığım hiçbir şeyden utanmak istemiyorum.Neden utanıyorum? Utandıkça da neden kendimi silikleştiriyorum? Bu kitabı tekrar okuayacağım. Utanmamayı ve iyice görünür olmayı özemsemek için.

21 Ocak 2023 Cumartesi

 Şükür kavuşturana! 15 tatil geldi. Dün gerçekten öğrencilerin yaptığı hadsizliklere katlanmak için tırnaklarımla elimi oymaya başlamıştım. Bu satırları yirmi sene önce gencecik bir öğretmenken, öğretmenliğin şahaneliğini üzerine blog yazan bir öğretmen dile getiriyor. Artık çoğu zaman insanların evde zaptedemediği çocuğunu ben okulda zaptediyorum gibi hissediyorum. Elbette şahane öğrencilerim daha fazla. Bu saydığım oran nispeten daha düşüktür ama çok sinir bozucudur.

Haftalardır hastayım ,iyileşemiyorum. Bu tatilde inşallah en büyük hedefim iyileşebilmek, rahatça nefes alabilmek ve keyfime bakmak. Sabahın erken saatlerinde dışarı çıkmak ya da çıkmamak. Evi ne kadar özlediğimi ve keyif aldığımı farkediyorum son zamanlarda.


Güzel kitaplarım var elimde. Onları yavaşça okumak istiyorum. Didiek Freud var hatta podcasti de var Açık Radyo’da. Podcast dinlemeyi de seviyorum ama benim için görmek de çok önemli. Freud hakkında bu kadar net yazılmış, ya da konuşulmuş da diyebiliriz bir içerik hiç görmemiştim.Genel fikrim , meseleyi kavramış ,özümsemiş insanlar çok karışık şeyleri bile inanılmaz bir netlikte anlatabiliyorlar. Serol Teber de ilginç bir kişilik. Kitabı okurken , dur bakayım nerelerdeymiş dedim. Ölmüş. İntihar olmasından da şüpheleniliyormuş. Böylesi erken kayıba üzüldüm. Tarihe de baktım aklımın bir karış havada olduğu zamanlar. Gel gör ki bir noktada iyi ki de karşılaşmışım kitaplarıyla.


Orhan Pamuk’u da severim. Onun da resimli günlüğünü aldım yavaş yavaş okuyorum. Bugün kahve içesim yok. Zaten tek içtiğim de Türk kahvesi. Dışarıda 40 lira olmuş.Kötü bir kahve içince aşırı adabım bozuluyor. Cezve kahvesine de bayılıyorum ayrıca. Bugün böyle. Tatlı bir gün. Kar da yağsa keşke.

19 Ocak 2023 Perşembe

Flört

Geçenlerde hiç uyuyamadan okula gittim. Böyle günleri sevmiyorum. Normalde iş yerine şakacı, gülümser, soru yanıtlayan bir insan olduğumdan bu durgun halim göze batıyor. Gelen geçenin neyin var, nooldu sorularına maruz kalıyorum. Bu sorulardan bıkmış otururken karşımda bir sinema oynamaya başladı. Ellerimi yüzüme koymuştum, arada ufak parmaklarımdan dünyayı görebildiğim bir aralık bıraktım. Okulda artık 60 larının başında biri kadın biri erkek iki öğretmen kah kahk kih kih gülüyor, eğleniyorlar. Aralarındaki flört enerjisi oradan bana doğru zonk zonk geliyor. Hemen parmaklarımı yüzümden alarak, etrafa baktım. Acaba benden başka farkeden var mı diye. Yooo. Herkes kendi halinde. Allah affetsin başladım dikize. İlkel bir dedikodu dürtüsüyle değil ama böyle bir şeye gereksinimim var. Ben yaşamasam da çevremde böylesine güzellikler, imkansızlıklar içinde açan güller görmek istiyorum. A kişisi erkek öğretmen bu dönemin başında karısını kaybetti. Kalp krizinden. Çok üzüldü herkes. Adam kendini toparlayamadı. Adam bana sorarsanız hödük biraz ama ellerini kadın öğretmenin saçında kibarca gezdirmeyi biliyor. Ya da aynı kadın öğretmen yere kalemini düşürünce almayı. B kişisi kadın. Öğretmen hep ama hep bir şeylerden şikayet eder. Son zamanlarda o kadar değil. Ağız ağıza konuşurlarken ve diyaloğun normal akışında erkeğin elleri saçında gezerken kahkahalar atıyor. Bu memnuniyeti de nerede görsem tanırım. Kahkahalar göğe yükselirken yine herkes kendi havasında. Acaba bu iki insandan bunu beklemedikleri, yaşlı buldukları için mi? Malum okul genç yuvası. 42 yaşındaki beni bile yaşlı bulup hayatım bitmiş muamelesi çekiyorlar. Kendi dünyamdan çıkıp on dakika onları merakla izledikten sonra aldı beni bir gülme. Hem çok mutluyum bu iki insanın çok keyifli vakit geçirmelerinden, bir yandan da sinsice kendime bir umut ışığı yakıyorum. Ölmedik candan umut kesilmez. Neden olmasın? Yaradan ol demiş olmuş. Daha da çoğaltılabilir. Bu gülme krizime tüm oda dönü baktı, nooldu dediler neşeyle. Bu ikisi yine kendi dünyalarında. Sanki bunlar serap da bi ben görüyorum. Tüm ilgi bende. Sonra da işte zil çaldı hepimiz derslere koştuk. 

22 Mayıs 2022 Pazar

Linda

 Linda’nın noel partisi ne şahaneydi. Bahariye’deki kilisenin karşısındaki apartmanın ikinci katında oturuyorlardı. Apartman inanılmaz soğuk ortam sıcacıktı. Yani şimdi buradan baktığımda öyle hissediyorum. O zamanlar daha utangaç yabani yıllarım pek tabii. Linda şahane bir arkadaştı. Ben otuzlarımın başında o ellilerinin sonundaydı. Çok pek çok gülerdik. Şimdi de hakkında yazıyor olmamın nedeni o partide yaşayıp sonra ağız dolusu güldüğümüz bir takım hadiselerin aklıma gelmesi. Aklıma geldi ve elimde bu anılarla kalakaldım, çünkü bunlar sadece Linda’nın anlayacağı,onunla gülünebilecek anılar.Otak bir humor anlayışı. Linda maalesef yok. Önceki postlarda yazmış olmalıyım, kaybettik. Türkiye’den ayrılıp dünyanın bir ucuna gitmişti.Haritada yerini bulmayı bırak adını bile kestiremiyorum ama çok uzakta olduğunu biliyorum. Hala oradaymış gibi gelmiyor bana. Çünkü çok uzun içli mailler yazardı bana. Bazen çok sıkıldığımda da açıp okurum. Linda bir gün işe giderken çok yaşlı bir teyze penceresini açmış sabahleyin sokağı süpüren çöpçüye seslenip ekmek aldırmış. Demişti ki her şey 1 dakika içinde oldu ve bunu kimse garipsemedi. Ne yapar ne eder mutlaka dönerim yine Türkiye’ye. Yaşlılığımda ekmek aldıracak birini bulma ihtimalini kaçırmam.

Partide bir adamla konuşmaya başladım Türk. Birden soğuk terler dökmeye, kekelemeye başladı.Allahım dedim bu adamın meselesi nedir. Meğer kendinden yaşça epeyce büyük İngiliz manitası çok kıskançmış adam beni susturamayınca şekilden şekile girmiş. Linda’ya bunun taklidini yapardım ve Linda  kadını ve adamı çok iyi tanıdığı için bana ufo gören masum köylü muamelesi yapar gülmekten kıpkırmızı olurdu. 

Linda’yla tanıştığım için şanslı görüyorum kendimi. 30 larımın başında anlattığın her şeyi meğer o kadar da süper anlayamıyormuşum Linda, sorry! Şimdi ara ara aklıme geliyor her şey tık tık yerine oturuyor. İyi ki ama iyi ki bu dünyadan geçtin ,

15 Ocak 2022 Cumartesi

Yaptığın şeye inanmak

 Uzun zamandır hayata güçlü bir şekilde bağlandığım zamanları, o zaman yaptığım şeyleri düşünüyorum. Bu zamanlar her zaman mutlu olduğum anlar değil; içinde mutsuzluktan kırıldıklarımın sayısı daha fazladır; ama o an elimde ilgilendiğim ne varsa o kadar çok inanıyormuşum ki… Sıkıntımın örtüsü olmuş benim sıkıntılı durumlardan çıkmamı sağlamış ya da ışığım olmuş. Yapmakta olduğum şeyden emin olduğumu hissediyorum. Benim hayattaki en sevdiğim dönemim lise hazırlıkta İngilizce öğrenmeye başladığım zaman olmuştur. Hem bu kadar severek hem de doğru yaptığıma inanarak yaptığım çok az şeyden biri. Çok özel anlar. İnsan kendini çok güçlü hissediyor. Her ne kadar yorucu olsa da okulda öğrencilerimle yaptığım projeler için de söyleyebilirim bunu. Ya da öğretmenliğe ilk başladığımda öğretmek için gösterdiğim azim. Belki şunda hata yapıyorum; bir şeyi yapmadan önce aşırı düşünüyorum ve içten içe-o anda adını böyle vermesem de- buna inanmıyorum diyorum. Oysa ki bazen kapı kapıyı açar , ha açmayabilir de…Yabancılara Türkçe öğretmeye de böyle başlamıştım;istekli, yaptığım şeye inanarak ve yolumda hiç yalpalamadan.İhtiyacım olan da bu sanıyorum, her zaman ve bence hepimizin.

9 Ocak 2022 Pazar

 Haftayı Jay Jay Johanson’la bitiriyorum, ellerimde yazılı kağıtlarıyla. Neyse ki okulun bitmesine 2 hafta kaldı. Son iki sene korkularla, sosyal medyayla internetle geçtiği için tanıdık şeylere dönmekte zorlanıyorum. Nerede ip koptu biliyorum aslında. Pandemiden önce çok üzücü bir dönem geçirip kimseye tam anlatamayıp, ciddi ciddi hastalanıp ardından pandemiye girdim. Çok zordu. Şimdi uyanıyorum. Okumayı, film izlemeyi unutmuşum, onlar da yerine geri geliyor. Korkularımın hayatımı bu kadar yönetmesine ayrı şaşıyorum. Ekonomi,k kriz çok fena. Yabancı öğrenciler anlatıyor bana neler oluyor. Diyorlar ki bazen bak adresimiz bu, ne olur ne olmaz. Not et bunu bir yere. Başına bir iş gelirse çekinmeden çal kapıyı. Yani sevinemiyorum bu tekliflere. Kalbim kırılıyor. Bugün biri diyor ki Türk paranı harca, ihtiyaçlarını stokla, haftaya 2 katına çıkacak herşey. Öff sen nereden biliyorsun acaba? Neyse, stok yapma gibi bir niyetim yok. ,İyimserliğimi koruyorum. Gülümsüyorum bol bol. Bunu da elimizden alırlarsa ne kalıyor geriye, bilmiyorum. Bazen diyorum ki fake it until you make it!



2 Ocak 2022 Pazar

Madds Mikkelsen

 Normalde yakışıklı erkek sevmiyorum, tutulamıyorum yani. Mutlaka bir kusuru olması lazım. Kusurlu güzelliğin, çirkin cazibesinin hastasıyım; son zamanlarda , son zaman dediysem bir 15 gündür falan Madds Mikkelsen ezberimi bozdu. Bugün bir gençlik filmini de izledim. Adama yıllar resmen cömert davranmış, güzelliğine güzellik katmış. Şimdi düşününce de tam emin olamadım beni bu kadar çeken güzelliği mi yoksa bu Nordic filmlerdeki sessiz, sakin, sabırlı duruşu mu? İzlediğim üç filminde de hadi adlarını da vereyim, Onur Savaşı, Druk, Open Hearts, bizdeki ya da diğer hiçbir kültürdeki gibi cayır cayır bir kavha, ajitasyon, gözyaşı yok. Üç filmin de konusunu ortaya karışık yapmam gerekirse aldatma,ihanet, boşanma,hayat heyecanını kaybetme





,iftira var.Olaylar hızlıca seyrederken kahramanlar özellikle de Madds Mikkelsen’in  oynadığı karakter olayları analiz ediyor, sakin kalıyor, kendine bir öz saygısı var. Sadece o da değil. Bir aldatma varsa yerinde sakince konuşulup sonlara doğru biraz alevlense de insanı parça parça eden bir harbe dönüşmüyor ve en önemlisi duyguyu alıyorsunuz. Bu üç filmi de tavsiye ediyorum. Adam da böyle insanı rahat hissettiren bir taraf var.


İki sene evvel Danimarka’yı ziyaret etme şansım oldu. İnsanlar sakin , sessiz. Danimarkalı öğretmen arkadaş demişti ki burada yatarken kapılarımızı bile kilitlemeyiz. Evini gezdirmişti, dağınık sayılabilecek bir evdi ve şöyle dedi ‘Valla ben böyleyim. Birileri geliyor diye evi toplama telaşına giremem’’ Çok sevmiştim bu sözü. Ben ev dağınıkken insan çağramıyorum eve. Neyse Madds’ciğimin fotosunu ekleyip tüyeyim

11 Aralık 2021 Cumartesi

 Son zamanlarda daha az zarar görmek için daha çok sessiz kalmam gerekiyor gibi hissediyorum. Hakkımın yenildiğini hissettiğim anda öfkeli bir aslana dönüyorum. Gözüm hiçbir şey görmüyor, öfkem dinmiyor, bu nasıl olabilir ki diyorum? Netice? Çok nadiren işleri geriye döndürebiliyorum, düzeltiyorum. Üstüne üstlük, haklıyken haksız olup insanların antipatisini de kazanıyorum. O kadar sustum ki artık susamayacağım gibi hissediyorum. Elbette buradaki yanlışı ben de görüyorum ama tutamıyorum. Okulda da buna benzer bir şey oldu. Hakkımı gaspeden insanlarla yüzleşemedim, yüzleşmeyi reddettiler. Benimle birlikte haksızlığa uğrayan arkadaşım da bozuldu ama kabullendi durumu. Sadece ‘Allah’a havale ediyorum’ dedi ve onun için burada bitti olaylar. Benim için bitmedi, içim durulmadı.Sonra arkama baktığımda, insanların benden ciddi manada korktuğunu farkettim.Sadece bir yüzleşme istemiştim aslında. Konuştum konuştum cevap alamadım bence böylece biraz da delirdim:) Neyse, geldiğim noktada biraz daha yazmalı, kendimi böylece iyileştirmeliyim. Belli ki ‘Allah’a emanet ‘ bana yeterli gelmiyor.